Reklam
Reklam
Reklam

Yıldız Kenter... Muhteşem Kadın

Belgin Gülbağçalar Yazıları / Yıldız Kenter... Muhteşem Kadın

Yıldız Kenter... Muhteşem Kadın
19 Kasım 2020 - 09:59 - Güncelleme: 19 Kasım 2020 - 10:05

Ona tiyatro sanatçısı deseler de   aslında çok daha ötesi, muhteşem kadın, Yıldız Kenter...

İlkokuldayım diyor, birinci sınıfta.

Hiç unutmadığım bir cezaya çarptırıldım. Kara tahtanın önünde, sırtım sınıfa, yüzüm kara tahtaya dönük ders bitimine kadar kıpırdamadan ayakta durmak...

Utanıyorum, midem bulanıyor, ölmek istiyorum, herkesten nefret ediyorum, herkes ölsün istiyorum.

Sonra bir ara cebimdeki kabarıklığı hissediyorum, kabak çekirdeklerim!

Bir kuruşluk kabak çekirdeği almıştım bir tane bile yemedim, Mahmut'la (benden bir yaş büyük ağabeyim) eve giderken yiyecektik.

Evimiz taa tepede, Abidin Paşa Köşkünün orada, bahardı...

Bademler açmış, göz alabildiğince tarla papatyalar, gelincikler.

"Haydi be sen de! Ne diye ölecekmişim"? Mati'ciğimle güzelim dağ yolunda çekirdek yiyerek konuşa gülüşe eve gitmek varken!

Şimdi dönüp geriye baktığımda hep çekirdek misali umutlar peşinde ayakta kalabildiğimi görüyorum. Kalk hadi diyorum, durma koş, bir şeyler yap...

Dur diyorlar bir yandan da, koşma, öl artık!

Ama çekirdeklerim bitmedi ki daha...

Muhteşem oyun gücüyle hep bir yerlere götürürdü bizi; bu hikayesi ile de aldı çocukluğuma götürdü beni...

Üçüncü sınıfa gidiyordum, okula üç yaş erken gittiğim için sınıf arkadaşlarımın kardeşi gibiyim, küçücüğüm, evin de en küçüğüyüm, annem her gün özenle hazırlıyor beni okula, saçlarıma kurdeleler takıyor, kolalı beyaz yakamı, ütülü önlüğümün üzerine...

Okula annelerimiz götürmezdi bizi, servis falan da yoktu, özellikle biz kız çocukları birbirimizin evinin önünden geçerken seslenir birlikte giderdik okula. O gün öğretmenimizin değiştiğini ve yeni bir öğretmen geldiğini öğrendik.

Yeni gelen kadın öğretmenimiz o gün benim ilk kez gördüğüm kocaman tahtadan pergel, gönye ve cetveller getirtti sınıfa araç gereç odasından. Beni tahtaya kaldırdı, iç açılarını verdiği bir üçgen çizmemi istedi. Beceremedim çünki o kocaman aletleri tutamıyorum bile. Bağırmaya başladı, hiç alışık değilim, kimse bağırmamış bana o güne kadar, öğretmenlerim dahil. Ayrıca azar işitmemek için çok da çaba sarf ediyorum o yaşımda bile, çok çalışkan bir çocuğum, çok da sevimli, herkes beni çok seviyor...

Bağırınca korktum ve aletleri yere düşürdüm. Bunun üzerine ne olduğunu anlamadan ve nasıl kıydığını hala anlayamadığım şekilde iki eliyle başımı tutup üç kez kara tahtaya hızlıca vurdu. Boğuluyorum sandım, her yer kapkaranlık oldu, hani denize alışsın diye suya batırıp çıkarırlar ya, aynı öyle. Sonra otur yerine dedi, yerime nasıl oturdum bilmiyorum ama o anda ben de ölmek istedim, çok utandım arkadaşlarımdan.

Çok titiz ve otoriter olan annem zaman zaman zaman sesini yükseltirdi ama yaşadığı süre içinde babamın sert bir bakışına bile maruz kalmamış olan ben ilk kez şiddetle tanışmıştım.   Hemen başımdaki kurdeleyi çektim çıkardım, hiç hak etmiyordum güzel olmayı, onurum bunca zedelenmişken kurdelem mı eksikti yani? Zaten bir daha da okula gelmeyecektim.

Keşke benim de cebimde biraz kabak çekirdeği olsaydı o gün.

Bana bu haksızlığı neden yaptı hala bilmiyorum ama belki de bu yüzden haksızlığa uğramanın ne olduğunu çok iyi anladım ve hiç kimseye haksızlık etmemeyi öğrendim.

Cebimizden çekirdeğimiz ve umudumuz eksik olmasın hiç, yoksa ne haddimize gülümsemek?

Anısına büyük bir saygı ve minnetle, yokluğunu derinden hissettiğimiz eşsiz insan, Işıklar içinde uyu.


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum