Reklam
Reklam
Reklam

Yaşamak bayramdır!

Belgin Gülbağçalar Yazıları / Yaşamak bayramdır!

Yaşamak bayramdır!
15 Mayıs 2021 - 12:07 - Güncelleme: 15 Mayıs 2021 - 12:11

Bir bayramı daha devirdik, umarım sarılma, görüşme ve öpüşme yasaklı son bayram olur bu.

Dünyanın bunca sıkıntısının yanına bir de pandemi şartları ve yasakları eklenince çoğumuz için çekilmez oldu hayat.

Bezgin, yorgun hatta biraz da umutsuz olduğumuz bu günlere denk gelen bayramı kutlamak dahi içinden gelmedi çoğumuzun.

Çoğumuz da yine anılarla, çocukluğundaki bayramları hatırlayarak ve paylaşarak geçirdi bu bayramı.

Ben zaten her vesile ile gidiyorum çocukluğuma, Çarşamba'daki evimize, annemin, teyzemin, ablamın ve tüm sevdiklerimin hayatta olduğu o güzel anılara.

Erken yaşlarda yitirdiğim hayatımın bu üç şahane kadınını çok özlüyorum.

Bayramlar ve özel günler annem için hep telaşe günleriydi ve temizlik yapmak için bahane, babam "seferberlik" derdi bu günlere ve de haklıydı. Daha ramazan telaşesi ve temizlik travmasını atlatamadan bayram telaşı başlardı. Yine evdeki her şey yıkanacak, ütülenecek, her yer temizlenecek, hadi bunlara bir şey demiyorum da annemin arefe günü hamamı yakıp, önceden üzerimize birkaç tas kaynar su atıp, kirlerimiz kabarsın diye bir süre de bekletip, sonra derimizi yüzene kadar yıkaması nasıl unutulur?

Ya o merdaneli çamaşır makinasının oturma odasıyla banyo arasında mekik dokuduğu günler?

Çürüme ihtimaline karşı ayakları tekerlekli, merdaneli çamaşır makineleri asla banyoda bırakılmaz, işi bitince iyice kurulanır, üzerine dantelli örtüsü örtülüp yine oturma odasına geri dönerdi zaten her evde de yoktu.

Bayılırdım merdane de çamaşır sıkmaya, kaşla göz arasında gider makinanın içine daldırırdım ellerimi, ta ki annem beni görüp kovalayana dek...

Misafir en kıymetli şeydi o zamanlar, misafir odalarının kapısı kilitli olurdu, çocuklar girip dağıtmasın, kirletmesin diye. Böyle koltuk takımları yoktu ama divan örtüleri jakarlı kumaştan olurdu ve biraz daha paraya kıyılıp fitilli diktirilirdi yorgancıya, yastıklarda öyle, hem daha düzgün duruyordu.

Perdeler de jakarlı kumaştan olurdu, hali vakti yerinde olanlar iki berjer koltuk sıkıştırır dil araya, makina halısı yoktu ya İsparta halısı ya da dokuma kilimler olurdu yerde. Misafir odasında ayak ayak üstüne atıp, camlı büfenin içinden aldığım şekerliği kucağıma koyup şeker yiyerek saatlerce oturmaya bayılırdım. Evin en küçüğü ve tekne kazıntısı olduğum için bana yasak olmazdı.

Biz çocukların en büyük kaygısı yeni elbise ve ayakkabı giyememek olurdu. Bayram günü sokakta buluşacak elbiselerimizi ve ayakkabılarımızı gösterecektik birbirimize, yeni elbise alamayan o gün sokağa çıkmazdı, yoksulluk her zaman ve her yerde hep vardı. Elbise ne kadar kat kat, top top olur ayakkabı ne kadar kırmızı ve rugan olursa o kadar hava yapardı diğerlerine. Gösteriş faslı bitince de ağaca tırmanır, top oynardık. O canım elbiselerimizin ya bir yerleri yırtılır ya da mutlak bir şeyler dökülürdü üzerine.

Paylaşmayı bilirdik, asla arkadaşımızın önünde onun alamayacağı yiyecekleri yemez mutlaka bölüşürdük. Kabul etmeyen arkadaşımıza "ölümü gör" diye yemin ederdik. Ne kadar da emin olurduk onun bizi sevdiğinden, ölmekle korkutur, razı ederdik onu.

Bugünki kadar atıştırmalık çeşidi yoktu, şemsiyeli çikolatalar, zenci kızın resminin olduğu tarçınlı "zambo" ciklet en çok da leblebi tozu alırdık. Leblebi tozu en ucuzuydu, herkesin alabildiği. İlk birkaç kaşıktan sonra boğazımızda kalır boğulurduk, birbirimizin sırtına vurarak yardım ederdik.

Ramazan’ın son bir haftası bayram temizliği ile geçer, son gün de baklavalar, börekler açılır, sarmalar sarılır, etli yahniler, tereyağlı pilavlar, çeşit çeşit yemekler hazırlanırdı. Köylerden bayramlaşmak için pek çok misafir gelirdi ve hepsi usulünce, sevgiyle ağırlanırdı. Annemin misafirperverliği, becerikliliği, titizliği ve enfes yemekleri dillere destandı, yorulmak nedir asla bilmezdi.

Bayram bitince de gelen giden çok oldu diye yeni bir temizlik seferberliği başlayacaktır!

O günleri hatırlamak güzel, anılar olmalı hayatımızda ama anılara takılıp kalmamalı, o günler yaşandı ve bitti.

Hep çok özlüyoruz o günleri ama kaçımız tekrar o günlerde yaşamak ister?

Ne kadar şikâyet etsek de alıştık bizler bu beton şehirlere, teknolojiye, sanal hayata, şimdi kaç kadın göze alır o günlerin yorgunluğunu, fedakarlığını?

En güzeli yine anın mutluluğunu yaşamak, ara sıra anıları da hatırlayarak bu günleri güzel kılmak, bunun için çaba harcamak. Dünya bizim değil, onu çocuklarımızdan ödünç aldık, onlara güzel bir dünya bırakma sorumluluğumuz var!

Şahsen ben pandeminin bitmesini bekliyorum. Bu yaşadığımız yasaklı günlerden de ders almış olarak her anımın tadını çıkarmak, daha çok gezmek, dostlarımla vakit geçirmek, doyasıya yaşamak istiyorum hayatı. Olabildiğince yani, tıpkı çocukluğumuzdaki gibi, hesapsız, kitapsız...

"Biz küçükken çok büyüktük,
Mesela kollarımızı bir açardık,
Dünyayı kucaklardık
Güzeldik biz küçükken
      N. Hikmet
Yaşamak bayramdır!

Mutlu bayramlar diliyorum hepimize, sevgilerimle


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum