TÜRKİYE’NİN GERİCİLEŞMESİ,...
Reklam
Reklam

TÜRKİYE'NİN GERİCİLEŞMESİ, SÖMÜRGELEŞMESİ VE DEMİRTAŞ CEYHUN'UN "HAÇLI EMPERYALİZM" KİTABI ÜZERİNE NOTLAR / BÖLÜM 3

Gerek feodalite devrinde ve gerekse ticaretin geliştiği manifaktür döneminde Avrupa ekonomisinin özellikle tarıma dayanması, büyük bir işgücü gerektiriyordu. Sömürgeler, bu statü içerisinde birer işgücü deposu ve tarımsal ürüne dayanan ticaretin pazarlarıydı. Bu nedenle, derebeylik döneminde, Avrupa topraklarının gereğince kullanılabilmesi için insanların bulundukları topraklardan ayrılması yasaktı. Yabancı diyarlardaki topraklarla ilgilenmeleri istenmiyordu.

TÜRKİYE'NİN GERİCİLEŞMESİ, SÖMÜRGELEŞMESİ VE DEMİRTAŞ CEYHUN'UN "HAÇLI EMPERYALİZM" KİTABI ÜZERİNE NOTLAR / BÖLÜM 3

Gerek feodalite devrinde ve gerekse ticaretin geliştiği manifaktür döneminde Avrupa ekonomisinin özellikle tarıma dayanması, büyük bir işgücü gerektiriyordu. Sömürgeler, bu statü içerisinde birer işgücü deposu ve tarımsal ürüne dayanan ticaretin pazarlarıydı. Bu nedenle, derebeylik döneminde, Avrupa topraklarının gereğince kullanılabilmesi için insanların bulundukları topraklardan ayrılması yasaktı. Yabancı diyarlardaki topraklarla ilgilenmeleri istenmiyordu.

TÜRKİYE'NİN GERİCİLEŞMESİ, SÖMÜRGELEŞMESİ VE DEMİRTAŞ CEYHUN'UN
19 Ocak 2020 - 16:08

kapitalizm-ve-emperyalizm
 
Demirtaş Ceyhun, Doçent Doktor Yılmaz Altuğ’un “Yabancıların Arazi İktisabı Meselesi”nden alıntılıyor:“Derebeylik esaslarına göre yabancı bir toprakta muayyen bir müddetten fazla kalanlar tabiiyetlerini değiştirmiş farz olunurdu. Devletler, tebaalarının üzerinde hakimiyetlerinin son bulması demek olan böyle bir vaziyeti yaratmamak için vatandaşlarının yurt dışı seyahat ve ikametlerini tahdit etmişlerdi.”
 
Yeni sömürgecilik anlayışıyla derebeylik devrindeki yasak kendiliğinden ortadan kalkıyordu. Çünkü gelişen sanayi için yeni hammadde kaynakları bulmak, sömürge ürünleri yetiştirmek ve ticareti denetleyip emniyet altına almak için yabancı diyarlarda toprak sahibi olmak zorunlu hale geliyordu.
 
Bu dönemden sonra dünyanın dört köşesine işgücü, sermaye ihracı başlar. Avrupalılarca sömürgelerde toprak yağmalanmaya başlar. Osmanlı da bu olgu dışında kalamaz. Kapitülasyonlar yoluyla Fransız ve İngilizlere geniş imtiyazlar verilir: 1835 ve 1838’de…
 
1838’deki İngilizlerle Ticaret Antlaşması kapitalist İngiliz devletinin Osmanlıya attığı ilk çengeldir.  İngiliz ve Fransız zoruyla başlayan Kırım Savaşı sonrası Paris-Viyana kongrelerinden sonra yine onların teşvikiyle Tanzimat, Hatt-ı Hümâyûn ve reform hareketleri başlar. 1854’te İngilizlerden ilk borç alınır. Azınlıklar ticari/dinsel özgürlükler kazanır.  Kültürel sömürgeleşmenin de yolu açılır.
 
Yarı-sömürgeleşmenin ikinci basamağı ise 1858’deki  “Arazi Kanunname-i Hümayun”udur.  Yabancıların baskısıyla çıkartılan bu kanunla devlet topraklarının mülkiyeti şahıslara ve yabancılara aktarılıyor hem idari düzen hem de merkeziyetçi yapı Asiatic toplumun sosyal ve ekonomik yapısıyla organik bir kaynaşma içinde gelişim ve ekonomik hayatın yapıcı ve yaratıcı gücünü koruyan statüsünü ortadan kaldırıyordu.


 
Avrupalıların baskısıyla o zamana kadar İslam hukukuna uygun görülmeyen yabancılara toprak satışına da 1867’deki kanunla izin verilmiştir. Böylece Asiatic yapıdan yabancı uydusu kapitalist düzene dönüşümün temeli atılmıştır.
 
Osmanlı Devleti’nin sömürge düzenine hazırlanmasının basamakları, 1838 Ticaret Antlaşması, 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı, 1858 Arazi Kanunu, 1867 Yabancılara toprak mülkiyeti hakkının sağlanması (Sefer Kanunu) ve 1883 Duyunu Umumiye İdaresi’nin kurulmasıdır. Bu ekonomik sömürünün son halkasıdır.


 
1867’deki kanunun çıkmasıyla ilk yağmacı devletler de Fransız ve İngilizler (1868) olmuştur. 1874’te bu yağmaya ABD de katılmıştır. Birkaç aydın dışında da bu duruma sesini çıkartan da olmamıştır: Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Suavi vs. Ziya Paşa’nın 16 Kasım 1868 tarihli Hürriyet gazetesindeki yazısına da yer vermiştir, Demirtaş Ceyhun (S. 81/83: “Ziya Paşa Feryat Ediyor”:
 
“1856’da Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu tarımsal hammaddenin sağlanması için İngilizler verimli Ege topraklarına ilk demiryolu hattını döşedi.” (S.35)
 
1894’te kısa hatlarla Fransızlar İzmir limanına bağlıyor, ardından Bağdat demiryolu hattının imtiyazını da İkinci Abdülhamit Almanlara veriyordu. Almanlar bira, İngilizler pamuklu dokuma sanayi için hammadde peşindeydi. Yabancı sermaye 40 yıl süreyle tütün tarımının da imtiyazını almıştır. İngilizler kömür ocaklarına da el koymuştu. Sonuçta siyasi egemenlik de emperyalistlere geçti. Sevr ve İstanbul’un işgali ardından Osmanlı Devleti’nin bölüşülmesi ve Cumhuriyetin kuruluşuna sömürgeleşmeyle başlanıyordu.
 
Seyyit Nezir, Demirtaş Ceyhun’un “Türk Edebiyatındaki Anadolu”, “Ah Şu Biz Karabıyıklı Türkler” ve “Ah Şu Biz Göçebeler” adlı kitaplarda Anadolu Türklerinin göçebelikten yerleşik yaşamına geçemediğini, köylüleşmeyi bile başaramadığını birçok örnekle ifade ettiğini belirtmektedir (S.92). Türk Edebiyatındaki Anadolu adlı kırsal kesim romanları işleyen kitabında Demirtaş Ceyhun ekonomik ve sosyal kalkınma için ilk şart olarak kamulaştırmayı, sanayileşmeye yönelmek için önünde engel gördüğü toprak ticaretinin ortadan kaldırılmasını savunur (S.93).
 
Din devlet ilişkilerine gelince… Din salt moral/metafizik bir olgu olarak ele alınamaz, bilimsel olarak.  Din insanı bütün edimlerine varıncaya kadar kuşatmakta, bilincine egemen olmakta. Bu nedenle dinin toplumun kendine özgü tarihsel gerçekliği ile eleştiriye tabi tutulmasını savunur.
 
Devlet dini-halk dini ayrımına vurgu yapan Ceyhun, despotizm ve devlet gücünün kullanılmasında dinin yardımcı (afyon) olarak kullanılmasından dolayı dinsel açıdan halk ve devlet arasında bölünme ortaya çıktığını belirtir. Bunun ortadan kalkması için de din eleştirisinin; bilimsel çözümlemenin yapılması gerektiğini savunur.
 
Sosyal ve ekonomik açıdan mutluluğa erişemeyen halk (manevi kurtuluş özlemiyle) dine sarılmış, din, devlet erkinin denetiminden çıkmıştır. Kurtuluş savaşına bile yabancılaşan halk dini tabulaşmış, halk dini bölünmüştür (tarikatlara).
 
Hristiyanlığın toplumsal ilkeleri de (kendisini gerekli kılan, toplumsal bozukluk dönemlerinde çıkmasına rağmen) insanlara alçalmayı, boyun eğmeyi öğütlüyor, diktatörler için elverişli olan bu özelliği dinin kitlesel etkisinin önemini bilen krallar tarafından da görülüyor. Hristiyanlık devletin gücüne eklenerek resmi dinine dönüşüyordu. (Bab-6, Luka İncil’i) (S.103)

Halk dini, Hristiyanlığın yozlaşarak despot yönetimin çıkarına kullanışlı hale gelmesi ve dünya iktidarı için vasi hale gelmekten kurtarılması için keşişlik teşkilatının doğmasına yol açıyordu: Cluny (Kluni) reformu devlet ve halk dini ayrımının da başlangıcıdır.
 
Halk kültürünün, sosyal-ekonomik gelişmelerin temelinde din eleştiri ve halk ayaklanmaları (hareketleri) yatar ki köle-efendi mücadeleleri sonucunda dinin baskı aracı olarak da kullanılmasına karşı halk dini arayışlarının bir sonucu olarak gelişmiştir; dinin siyasallaştırılmasına tepki olarak…
 
Kur’an, hadis ve fıkıh’ta yer almadığı halde mesianik (mesihlik)  fikirleri (mehdilik) Hristiyanlarla 11.yy’da Batınilik yoluyla Müslümanlığa da girdi. Devlet dinini temsil eden siyasi erk Batınileri baskı altına almasına rağmen halk diniyle ilgili gelişmeleri etkileyememiştir (S.118). “Bu mehdilik inancı, Hristiyanlıktaki mesihlikle hemen hemen aynı idi.  Mehdi de mesih gibi kötü yola sapmış, günahkâr olmuş yeryüzü insanlığını esenliğe kavuşturmak ve temizlemek için gökten inecek, kâfirlere, kötülere karşı cihat açacaktı (S.113).


 
11.yy’da Muhammed-Halifeler tarafından kurulmuş Asiatic devlet sosyal fonksiyonlarını başaramaz duruma gelmiş, daha sonraki hilafet karşısında Batınilik hareketleri güçlenmiştir.
 
Mehdi inancı ve halk dini hareketi devlet gücünün zayıfladığı 12.yy’da Selçukluların Anadolu’ya girmelerinden sonra devlet gücüne karşı gizli direniş hareketi olarak gelişti.  “Yani göçebelikten kurtulur kurtulmaz, bir bölgeye yerleşir yerleşmez, hemen kendisine yeni bir kurtarıcı arıyordu.” (S.119). Anadolu Selçuklu Devleti etnik yapıda kavimlerden oluştuğundan din ayrımına yol açmamak için yarı teokratik devlet düzeni kurdu.

1699 Karlofça Antlaşması’yla gerileyen Osmanlı İmparatorluğu’nda halk dini hareketleri yeniden şiddetlendi. 18.yy’da Vahabilik devlet dinine karşı kuruldu.


 
Misyonerlik faaliyetleri ise 1867’deki Safer kanunu ile (yabancılara toprak mülkiyet hakkı)   tanınmasından sonra hız kazandı: Alman, İngiliz, Amerikalı, İtalyan, Fransız, Avusturyalı vs. sömürgeleştirmek için Anadolu’da yabancı okullar açmaya başladılar. 19.yy’ın ikinci yarısında toplumun üst tabakalarında kültürel yabancılaşma başladı.
 
hacli-seferleri_jerusalem-kudus
 
Devlet dini-halk dini ayrımına yol açan tepkileri iki bölümde toplar Demirtaş Ceyhun: Antik toplumda feodalite, kapitalistin despotizmine karşı Asiatik toplumda yozlaşan üstün kabile despotizmine karşı tepki.
 
Sömürgeleşmiş ülkelerde yabancı emperyalist devlet dinlerine ve onların işbirlikçisi kendi devlet dinlerine karşı. Bağımsızlık, kurtuluş, halkçı devlet özlemi taşıyan tepkiler (Modern çağdaki tepkiler).
 
Buna karşı Seyyit Nezir dipnotlarda Demirtaş Ceyhun’un halk dinine devrimci bir işlev yükleme çabasını, bu konuda kuramsal çerçeve oluşturma girişimini, dine dair olguları gözden kaçırması ve yanlış çıkarsamalara da yol açabilecek bir konu olduğunu vurguluyor.


 
Direnişleri halk dini olgunlaştırsa da Ceyhun’a göre halkçı kültürün kurulmaması yüzünden iç ve dış etkiler nedeniyle halk dini yobazlık/gericilik şekline dönüşmüştür. Örneğin Nurculuk Hristiyanlık yerine devlete yönelmiş, yabancı sermaye ile desteklenmiştir (S.147).
 
986 adet Amerikan Barış Gönüllüsünün gayesi de modern misyonerliktir, halk dinini yozlaştırmaktır.  Amaç yerli kültürü tarihinden kopartmaktır.
 
Birilerine karşıt gibi görünse de gerçek İslamiyetin karşısında ideolojik (siyasal) İslamiyet belirleme sorununu, örnek metinlerle bir yanılsama olarak gören Seyyit Nezir örneğin 31 Mart karşı devriminde Osmanlının toplumsal dinamiğinde varolan din hareketlerini emperyalistlerin gerici amaçlarla kendi çıkarları için kullanmayı başardığını gösteren tipik bir olay olarak gösterir. Halk katındaki geleneklerle, Kur’an düzenindeki katı/resmi teolojik yorumlar arasında, aynı dili konuşan insanlar arasında fark yoktur ve bu nedenle ne emperyalizm ne de küreselleşmeye karşı halk cephesi çıkarmayacağı besbellidir (S.149).


 
Demirtaş Ceyhun kitabının son sözünde dini törenleri halk düşüncesinin sonucundan çok dinin sembolleşmesinin sonucu olarak görür, halkın dikkatini gerçek dünyadan uzaklaştırmayı amaçlayan bir fetişizm olarak tanımlar.
 
Halk dinine devlet düzeninin yeniden kurulmasında ve toplumun gelişmesinde büyük rol yükler. Emperyalist Hristiyanlıkla işbirliği yapan Osmanlı’ya karşı kurtuluş savaşında dinsel hareketin başarısını yüceltir.
 
Laisizmi Batının kültür emperyalizminin sonucu olarak görüp başarısının sürmemesinde tek engel görür. Zira kapitalist düzende laisizmi bilimsel olarak olanaksız görür.
 
Seyyit Nezir ise bu yargıya katılmayarak sonunda yüzde 98’inin Müslüman olduğunun altını çizerek İslamcı ideolojinin gelip dayanacağı noktanın İran İslam Devrimi gibi bir sonuç olduğunu vurgular.


 
Dinin yozlaşmasının nedeni dini denetim altına almak istemesidir (kapitalizm ya da feodalitenin).
 
Sosyalizmi laisizmin uyuşabileceği en ileri aşamadaki sosyal devlet düzeni olarak görüp bunu elde etmek için toplumsal dinamizmin özü saydığı halk dinini değerlendirmekle mümkün olacağını ifade eder. Toplumsal iç dinamizmin faşizme kaymak yerine bilinçlendirilerek ilerici, sosyalist, halkçı düzenci hareketlere yol açacağını aydınların yadsımamasını salık verir.
 
Tamer UYSAL



TÜRKİYE’NİN GERİCİLEŞMESİ, SÖMÜRGELEŞMESİ VE DEMİRTAŞ CEYHUN’UN “HAÇLI EMPERYALİZM” KİTABI ÜZERİNE NOTLAR / BÖLÜM 1

TÜRKİYE’NİN GERİCİLEŞMESİ, SÖMÜRGELEŞMESİ VE DEMİRTAŞ CEYHUN’UN “HAÇLI EMPERYALİZM” KİTABI ÜZERİNE NOTLAR / BÖLÜM 2


YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Şehir hatlarında bir ilk: Beş kadın gemici işbaşı yaptı
Şehir hatlarında bir ilk: Beş kadın gemici işbaşı yaptı
“25 Litre: Suyun Peşinde” FOX izleyicileriyle buluşuyor
“25 Litre: Suyun Peşinde” FOX izleyicileriyle buluşuyor