Reklam
Reklam
Reklam

Şubat ayında "Knidos"

Belgin Gülbağçalar Yazıları / Şubat ayında "Knidos"

Şubat ayında "Knidos"
02 Mart 2021 - 12:04

Şubat, ocak, temmuz, kasım, her daim muhteşem,

2000 yıl önce Straton demiş; Tanrı çok sevdiği kulunu uzun ömürlü olması için Datça'ya gönderirmiş!

Bana göre daha da uzun ömürlü olması için Knidos'a...

Datça merkezden 40 km uzaklıkta, dolambaçlı, dar, zaman zaman iki arabanın yanyana geçemeyeceği, bir yanı muhteşem bir deniz, diğer yanı, yeşillikler içinde tıpkı bir masal diyarına dahil olmaya gider gibi ve heyecanla ilerliyorsunuz bu Akdeniz ve Ege'nin kucaklaştığı muhteşem köşeye.

Yolun her metresi sürpriz dolu, tarihi kalıntılar, kentin duvarlarını görünce heyecanlanmaya başlıyor insan. Denize doğru parmak gibi uzanan, adeta mavinin içinde uyuyan bir güzellik Knidos. Oraya gelip yerleşmek, şehir kurmak, orada yaşamak nasıl ince bir zevktir?

Güneşin en güzel battığı bu antik kent aynı zamanda korunaklı bir liman.

İki liman var, biri küçük tekneler için, diğeri ticaret gemileri için.

Tarihi çok eski, MÖ 2000 yılına ait kalıntılar var.

Burada ilk yaşayan topluluklar "Karyalılar, sonra" Dor'lar, Knidos antik kenti de Dor'lular zamanında kurulmuş ve en parlak dönemini yaşamış.



Knidos; bilim, mimarlık ve sanatta oldukça ileri, zamanın en önemli tıp okulunun merkezi.

Hazmı kolaylaştırıcı olduğu söylenen ünlü şaraplarını Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Atina'ya gönderiyor, ticaretten iyi paralar kazanan Knidoslular bu zor coğrafyaya biri 10 bin, diğeri 20 bin kişilik iki tiyatro, 4500 kişilik bir konser salonu yapmışlar, o günün nüfusuyla karşılaştırınca herkesin, tiyatroya ve konsere gittiği anlaşılıyor.

Dönemin en büyük icadı "güneş saati" de burada.

Kliseler, tapınaklar, yükselen bir eğimle yukarıya doğru, muhteşem denize karşı bir şehir, en tepede Apollon tapınağı var. Tepedeki kilisedeki rahibeler serinlemek için aşağıya inip denize girerlermiş, düşünsenize…

Knidos'lular Afrodit'i baş tanrıça olarak seçiyorlar ve ilk kadın çıplak heykeli olarak mermerden yapılıyor. O dönemde tanrı heykelleri çıplak yapılıyorken tanrıça heykelleri sadece gerdan ve bir göğsü açık olarak yapılıyormuş, bu anlamda dünyada ilk çıplak kadın heykel olarak biliniyor. Banyodan çıkmış, çıplak ve bir elinde giysi olan bu muhteşem heykeli görmek için zamanın bütün kralları buraya ziyarete gelirmiş.  Rivayete göre bu heykele aşık olup, intihar etmeyi düşünenler olmuş. Heykel bugün yerinde değil, ancak kaidesi duruyor, belli ki onu götürememişler, heykelin nerede olduğu bilinmiyor!

Knidos'lular parlak dönemden sonra yoksul düştüklerinde zamanın "Bithynia" kralının büyük para ödemesine rağmen halk oylaması sonucu heykeli satmıyor!

Bu da bugün bizim demokrasi konusunda geldiğimiz acı durumu ve aczimizi açıkça ortaya koyuyor.

Her gün de gitsem doymam Knidos'a belki de o döneme aitim, gezmelere, görmelere doyamadım yine. 22 derece sıcaklıkta bol güneşli hafif esintili, her yanı bahar kaplamış, papatyalar, Gelincikler, binbir çeşit kokan çiçekler ve otlar eşliğinde, keyifli bir yolculukla buraya gelmek harika. Açık olduğunu tahmin etmemiştim pandemi nedeniyle. Dışarıdan gezmeye bile razıydım, bizden başka ziyaretçiler de vardı bayağı, şaşırdım. Yazın sıcağında, güneş altında burayı gezmek zor ama arkasından o muhteşem denizde yüzmek de bir o kadar keyifli.

Hemen orada güzel de bir restoran var, deniz ürünleri adeta denizden yeni çıkmış derler, şanslıysanız yer bulabilirsiniz.

Dönerken de eski Datça'ya, Can Baba'ya uğramak ayrı bir keyif, zaten uğramasanız yersiniz küfrü, hem ne demiş Can Baba? "Bugünün küfrünü yarına bırakma!"

İnsan Datça'yı ve Knidos'u görmeden ölmemeli! Yok öyle atla deve değil, çok para da gerekmiyor bunun için, buraları görmek için sırt çantasıyla gelip, hamakta yatan Polonyalılar tanıyorum...


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum