Reklam
Reklam

Saatiniz Kaç?

Ayhan Yıldızel Yazıları / Saatiniz Kaç?

Saatiniz Kaç?
11 Kasım 2020 - 17:39 - Güncelleme: 11 Kasım 2020 - 17:45

Coğrafi koordinat sisteminin tarihi M.Ö. 3 YY a kadar uzanmakla beraber, enlemler için başlangıç noktası başlangıçtan itibaren ekvator olarak kabul edilmiştir, ancak başlangıç meridyeninin tespiti zaman içinde değişim göstermiştir. Batlamyus haritasında Kanarya Adaları başlangıç noktası alınırken, zaman içinde Azor Adaları, Capo Verde, Roma, Paris, Kudüs ve Pisa da kullanılmıştır.

 

Roma İmparatorluğu ikiye ayrılıncaya kadar Roma’da bulunan ve İmparatorluğun diğer şehirlerinin başkentten uzaklığının ölçüldüğü Million Taşı, ikiye ayrılma sonrası Doğu Roma İmparatorluğu için İstanbul’a getirilir ve Yerebatan sarnıcının yakınlarına yerleştirilir, Ayasofya’nın inşasından sonra ise başlangıç noktası olarak Ayasofya’nın kubbesi esas alınmaya başlanır. Milion taşı ve sonrasında Ayasofya’nın kubbesi uzaklık ölçümleri için başlangıç noktası olmasının yanında, zaman ölçümlerinde esas alınan sıfırıncı meridyenin geçtiği nokta olarak da kabul edilmekteydi. Osmanlı döneminde ise baş meridyen olarak Ayasofya Camii’nin kubbesinden geçen meridyene “Arz-ı Halife” veya “Arz-ı İstanbul” deniliyordu. Biraz daha gerilerde ise tarihimizde ilk kez Semerkant rasathanesinin kurucusu Uluğ Bey, Kamçatka’nın doğusundan geçen meridyeni başlangıç noktası olarak almış ve zamanı ona göre tanımlamıştır.

 

Gelelim Greenwich’in hikayesine, denizde enlem tespiti nispeten daha kolaydır, gece bilinen bir gök cisminin (örneğin kutup yıldızı) gündüz ise güneşin yüksekliğini ölçerek ekvatorla açı farkınızı bulup enleminizi belirleyebilirsiniz, ama boylamınızı belirlemek için bir başlangıç noktası almak ve o başlangıç noktası ile bulunduğunuz boylam arasındaki açısal farkı bulmak zorundasınız, onu da bir gök cisminin başlangıç noktasındaki yüksekliği ile bulunduğunuz noktadaki yüksekliğini kıyaslayarak bulabilirsiniz. Zaman içinde hassas saatler ve kronometrelerin keşfi ile bulunduğunuz noktada zamanı belirleyip başlangıç noktasındaki saatle kıyaslayarak boylamınızı belirlemek de mümkün hale geldi.

 

Bunun için de başlangıç noktasında gök cisminin yüksekliğini günlük olarak belirten tablolara ihtiyacınız var. İngiliz Kraliyet Gözlemevi 1675 yılında, denizcilere gerekli hassasiyette astronomik veriler sağlamak amacıyla Greenwich'te kuruluyor ve sonrasında da yıllık Notik Almanak 1766 yılında yayınlanmaya başlıyor. Almanak’ın yayınlanmaya ve diğer ülke denizcileri tarafından da kullanılmaya başlaması ile birlikte gözlemevinin kurulu olduğu Greenwich başlangıç meridyeni olarak kabul görmeye başlıyor, çünkü bu almanağı kullanan gemiciler gözlemevinde yapılan göksel hesapları esas almak zorundalar.

 

Bir parantez açarak; Osmanlı’da ilk rasathanenin 1579 yılında Tophane sırtlarında devrin astronomlarından Takiyüddîn tarafından kurulup, Şeyhülislâm Ahmed Şemseddin Efendi’nin rasathanenin günah olduğu yolunda padişahı ikna etmesi ve sonrasında III. Murad’ın emriyle Kapdan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’nın gemilerden açtırdığı top ateşiyle yıkıldığı bilgisini ve İstanbul’un, dünyanın en önemli astronomi merkezlerinden biri olma şansını kaybettiğini de söylemiş olalım.

 

Bu arada bir şey daha oluyor, 1850 lere gelene kadar diğer ülkelerde olduğu gibi İngiltere’de de ortak bir ulusal saat yok, her şehir güneş doğuş ve batışına göre kendi zamanını belirliyor, ama tren seferlerinin başlaması ile ortak bir saate olan ihtiyaç ortaya çıkıyor ve Aralık 1847 de Greenwich saati İngiltere için ortak ulusal saat olarak belirleniyor.

 

Bunlar olurken 1 Ekim 1884 de Washington’da Evrensel Gün ve Başlangıç Meridyeni Konferansı toplanıyor, konferansa aralarında Osmanlı Devleti, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın da olduğu 22 ülke katılıyor ve toplantı sonunda Greenwich’in başlangıç meridyeni olması ve ana meridyendeki gece yarısını günün başlangıcı olarak alan ve 24 saat olarak ölçen evrensel gün uygulamasına geçilmesi karar altına alınıyor. Aslında her zaman olduğu gibi alınacak karar zaten toplantı öncesinde belirlenmiş, ama nedensiz değil yaklaşık yüzyıllık emek, bilgi ve çalışma ile ortaya çıkan bir sonuç bu. Özetle, o tarihte ABD’de ulusal saat olarak GMT yi kullanmaya başlamış, aynı zamanda 1800 lü yılların ikinci yarısında dünyadaki ticaret gemilerinin %72 si Greenwich’i başlangıç kabul eden yayınları ve haritaları kullanıyor. Yani bu seçim Greenwich’in kırmızı tuğlalı binalarının güzelliği için değil, orada üretilen bilginin sonucunda ortaya çıkıyor ve böylece İstanbul’un başlangıç noktası olması edilgenliğimiz ve bilimsel geri kalmışlığımızla batılılara teslim edilmiş oluyor. Konferanstan sonra dünya ülkeleri kademeli olarak bu sistemi uygulamaya başlamışlar, Osmanlı Devleti’nde de çift saat uygulaması kullanılmaya başlamıştır, en geç uyum sağlayanlardan olan Fransa ise 1911 yılında evrensel saat uygulamasına geçmiştir.

 

Saatlerin kullanımına gelirsek, kısa bir ön bilgi olarak, boylamlar arası zaman farkı dört dakikadır ve dünya Greenwich’den başlayarak her 15 derecelik boylamda birer saatlik zaman dilimlerine ayrılmıştır. Ülkeler coğrafi konumları ve büyüklüklerine göre kendi uygulayacakları bir veya daha fazla zaman dilimini seçerler.

 

1884 yılından başlayarak dünyanın kullandığı 24 saatlik gün uygulamasını hayata geçirmek de genç Cumhuriyete kısmet oluyor ve 26 Aralık 1925 tarihinde kabul edilen 697 sayılı yasa ile , “Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gün, gece yarısından başlar ve saatler sıfırdan yirmi dörde kadar sayılır, ve Griniç'e göre otuzuncu derecede bulunan boylam dairesi bütün Türkiye Cumhuriyeti saatleri için esas alınır. “ kararları alınıyor. Böylece İzmit yakınlarından geçen 30 derece boylamı esas alınarak Greenwich (GMT) den  2 saat ileri olan  zaman dilimi tüm ülke için geçerli zaman dilimi olarak kullanılmaya başlıyor.

 

Daha sonra dünya ülkelerinin yaz saati uygulamasına geçmeleri ile bağlantılı olarak 6 Aralık 1984 tarihinde kabul edilen yasa ile 697 sayılı kanunun ikinci maddesine “Ayrıca başlangıç ve bitiş tarihleri belirtilmek ve bir saati aşmamak şartıyla yaz saati uygulamaya Bakanlar Kurulu yetkilidir.”  hükmü ekleniyor. Bu değişiklikten sonra da her yıl diğer Avrupa ülkeleri ile beraber güneş ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla ülkede Mart-Ekim ayları arasında bir ileri saat dilimi (GMT+3) kullanılmaya başlıyor.

 

7 Eylül 2016 tarihinde ise Bakanlar Kurulu bir Kararname ile 26 Mart 2016 tarihinde bir saat ileri almak suretiyle başlatılan yaz saati uygulamasının her yıl, yıl boyu sürdürülmesine karar veriyor. Aslında kanunla kendisine verilmemiş bir yetkiyi kullanıyor, kanun “başlangıç ve bitiş tarihleri belirtilmek ve bir saati aşmamak şartıyla yaz saati uygulamaya” yetki veriyor, yoksa yaz saatini yıl boyu uygulamaya değil.

 

Ama bu ülkeye özgü yasa yapma tekniğimiz “yok kanun, yap kanun” olduğu için, yaklaşık bir yıl sonra 697 sayılı yasanın ikinci maddesinin ikinci cümlesi  28 Kasım 2017 ve 7067 sayılı yasa ile “Bakanlar Kurulu bir saati aşmamak kaydıyla ileri saat uygulaması yapmaya yetkilidir”  olarak değiştirilerek  bir yıllık yasadışılık ortadan kaldırılıyor.

  

Konuyu çok fazla teknik ayrıntıya boğmadan bir noktaya daha değinmekte yarar görüyorum 1984 yılında yapılan yasa değişikliğinin gerekçesinde ,“Türkiye'de uygulanmakta olan memleket saat ayarı ile devamlı ilişki içinde bulunduğumuz Batı ülkeleri arasındaki saat farkından dolayı meydana gelen bilgi alış-verişi ve haberleşme sıkıntılarını asgariye indirmek amacıyla bu değişikliğin yapıldığı belirtilmiş,2017 değişikliği ise son dönemlerin ne kadar sağlıklı olduğu tartışılır uygulamalarından olan, torba kanun tekniği ile yapılmış ve muhtemelen sonradan eklenen maddeler nedeniyle kanunun maddeleri ile gerekçelerdeki maddeler birbirini tutmuyor, zaman dilimi düzenlemesini yapan madde için ise herhangi bir gerekçe yazılmamış.

 

Şimdi tüm bunların ne anlama geldiğine, günlük hayatımızı nasıl etkilediğine biraz daha yakından bakalım. Yaz saatinin yarar ve zararları, insan sağlığına ve ekonomiye etkileri üzerine farklı görüş ve incelemeler var, bu teknik tartışmalara girmeden uygulanan zaman diliminin yaşamımıza etkilerine göz atalım. Cumhuriyetin ilk yıllarında kararlaştırıldığı üzere Türkiye zaman dilimi olarak İzmit yakınlarından geçen 30 derece doğu boylamını uygulayagelmiştir, son yapılan değişiklikle her ne kadar Iğdır deniyorsa da haritaya biraz dikkatle bakarsanız Iğdır il sınırlarını yalayarak geçen 45 derece doğu boylamı kullanılmaya başlamıştır. Zaten ortaokul coğrafya derslerinden başlayarak öğrendiğimiz üzere Türkiye 26 – 45 doğu boylamları arasında yer alır, yani 45 derece boylamı bizim sınırımızdır.

 

Buradan baktığımızda Türkiye’nin en batısı ile en doğusu arasında 76 dakika zaman farkı olduğunu da tespit etmiş oluruz. Yani ülkenin bir kısmı güneşin doğuşunu ve batışını insan organizmasına uygun saatlerde karşılarken diğer bir kısmı daha farklı saatlerde karşılamak zorunda kalmaktadır.

 

O zaman en adilane çözümün nüfus yoğunluğuna bakmak olduğunu düşünmemiz gerekir, 2019 yılı nüfus sayımına göre 83 milyon 154 bin kişi olan Türkiye nüfusunu il merkezleri bazında kategorize edersek ülkenin tam ortasından geçen 37 derece 30 dakika boylamının doğusunda kalan illerin nüfusları toplamının 16 Milyon 568 bin (%19,92) yani kabaca %20 olduğunu görebiliriz. Burada daha titiz bir çalışma ile ilçe bazında da hesaplama yapılabilir ama görülen baskın sonuç, vatandaşlarımızın beşte dördünün ülkenin orta boylamının batısında yaşadığını açıklıkla ortaya koymaktadır. Bu durumda da Cumhuriyetin ilk yıllarında belirlendiği üzere 30 derece boylamından geçen zaman dilimini yani GMT+2 saatini uygulamak en akılcı ve doğru çözüm olarak görülmektedir. Coğrafi olarak da anlaşılacağı üzere zaman dilimi için kullanılan boylamı doğuda olanla değiştirmek, sizi batılı ülkelerden bir saat uzaklaştırırken, doğu ülkelerine bir saat yaklaştırmaktadır.

 

Bu genel değerlendirmelerden sonra şu soruları sorabiliriz sanırım. Yaklaşık bir yılı yasa dışı olmak üzere dört yıldır kullanageldiğimiz GMT+3 zaman dilimini kullanma kararı hangi mantıki / teknik gerekçelerle alınmıştır?  Dünyada kendi sınırları dışından geçen bir boylamı zaman dilimi olarak seçen başka ülke var mıdır?

 

Daha ilginç olanı ise bu karar ilk alındığında bazı STKlar ve Meslek Odaları tarafından yapılan sınırlı karşı duruştan sonra konunun unutulmuş ve toplumun kendini bu yeni duruma uyarlamış olmasıdır. Günlük yaşamımızın kalitesini, çocuklarımızın uyku saatini, çalışan verimliliğini etkileyecek önemdeki bir uygulama toplumun genelini çok da ilgilendirmez görülüyor.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum