Reklam
Reklam

Perakende tartışması büyüyor

Çetin Ünsalan Yazıları / Perakende tartışması büyüyor

Perakende tartışması büyüyor
23 Şubat 2021 - 10:30

Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı perakende sektörüne yönelik değişiklik taslağına ilişkin görüşlerin tamamlanmasının ardından tartışma büyüdü. Elbette bu son derece normal ve anlaşılır.

Neticede herkes kendi durduğu pozisyonu korumak isteyecek. Fakat hepsi bir metinde toplanınca elma ile armudun karıştığı garip bir yapı ortaya çıktı. Bu nedenle bakanlığın yasal değişiklik yapmadan gerçekten ihtisas sahibi ve tarafsız kişilerden bir değerlendirme alması sağlıklı olacaktır diye düşünüyorum.

Mesela mesafe kısıtlamasının çok işe yarayacağını düşünmüyorum. Zira 200 metre ile 300 metre arasında etkili bir fark ortaya çıkmayacaktır. Yine kazanılmış haklar doğrultusunda mevcutlarla ilgili bir müdahale söz konusu olmadığı için sadece marketle esnafı değil, marketle marketi de karşı karşıya getirecek bir haksız rekabet oluşturacaktır. Ayrıca AVM’lerin içindekileri kapsam dışı bıraktığınız anda baştan ölü doğmuş bir uygulama yapmışsınız demektir.

Gramaj meselesi önemli. Bu konudaki istismarların önüne geçmek lazım. O zaten bir kural değil, ticari bir yaptırımla sonuçlanmalı diye düşünüyorum. Çünkü bir aldatmaca söz konusu.

Market markalı ürünlere sınırlama getirilmesi de çok doğru değil. Zira KOBİ niteliğindeki üreticilerden tüketimi yapana kadar herkesin fayda sağladığı bir alan. Buradaki sorun özel markalı üretim yaptırılması değil, marketlerin vade ve fiyat baskısı konusunda firmaları güç durumda bırakmaya devam etmesidir.

Yine zincirlerin direkt tarladan alıp kimseye kazandırmadan rafa eşitleyerek koyduğu fiyatları tartışmıyorsak, yine göstermelik iş yapmış oluruz. Velhasıl kelam böyle yama niteliğindeki düzeltmelerle sorunu aşmak mümkün değil. Sektörün gerçekçi ve hakkaniyetli bir yasal düzenlemeye ihtiyacı var. Üstelik mevcutlar ortadayken esnafı koruma amacına ulaşmak da mümkün değil.

O zaman yasaklayıcı tedbirler yerine, döngüyü kıracak yaklaşımlar sergilememiz gerekir. Mesela ilk perakende zincirleri Türkiye’ye girerken İstanbul esnafının başkanı rahmetli Suat Yalkın’ın Fransa modellemesi önerisi halen geçerliliğini koruyor.

Saat sınırlamasından vergisel farklılıklara ve kendi içinde teşvik sistemi barındıran koşullara kadar ciddiyetle hiç tartışılmadığını düşünüyorum. Örneğin zincir ile esnaf arasında vergisel farklar konuşuluyordu. Bu farkın bir fonda toplanması ve esnafın kendisini geliştirmek için neredeyse maliyetsiz kredilendirdiği sistemlerin devreye girmesi ele alınıyordu.

Ama geldiğimiz noktada tepkiyi azaltmak için, sorunu görmeden yanından sıyırılıp gidecek formüller aramaya başladığımız görülüyor. Ben esnafın ekonomi açısından da, sosyolojik olarak da çok önemli olduğunu ve yaşatılması gerektiğini düşünüyorum.

Kimse ‘istihdam yaratıyoruz’ nidalarıyla ortaya çıkmasın. İtiraz gerekçelerinde görüyorum ki yine aynı şeyler söyleniyor. Yaratılan 500 bin istihdama karşılık kapanan kepenkle esnaf ve yanında çalıştırdığı ortalama bir kişiden 3 milyona yakın istihdam kaybı gerçeğini tartışmayalım.

Bazı ürünlerin yasaklanması konu ediliyor ki herkes tekel ürünleri üzerinde durdu. Oysa bunun çok kapsamlı bakılması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Çünkü reel sektörün kendi içinde üç harfliler olarak nitelendirdiği indirim marketleri sektör ayrımı yapmaksızın piyasaya giriş yapıyor.

Serbest piyasa diyeceksiniz ama kâğıt üzerindeki kurallardan değil, gerçeklerden söz ediyorum. Soma’daki madeni de bakarsanız kâğıt üzerinde denetlemişlerdi. Yemin etseniz başınız ağrımaz. Serbest piyasadan söz etmek için etkin rekabet kadar etkin ve adil bir denetimin de söz konusu olması gerekir.

Örneğin okul sezonu tam bir felaketle geçen, evden çalışmayla birlikte büro tüketiminin de düştüğü kırtasiyeci esnaf çok zor durumda. Geçtiğimiz günlerde bir basın açıklaması yaparak bu konuyu dile getirdiler. Ürün kısıtlamasında mesela onlar da unutuluyor.

Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) diyor ki: “Ticaret Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı yeni düzenlemeye göre, zincir marketlerde tütün mamulü, mobilya, cep telefonu, elektronik ve beyaz eşya satılamayacak. Faaliyet konusu gıda olan zincir marketlerde kırtasiye ürünlerinin satılması, gerçekleştirdikleri yüksek yatırımlar ile kırtasiye satışı yapmak isteyen perakendeci kırtasiyecilerimizle haksız rekabete sebebiyet vermekte olup; zincir marketlerde bu ürünlerin satılmasının ticaret etiğine de uygun olmadığı düşüncesindeyiz.

Zincir marketlerin hâlihazırdaki konseptinin, biz kırtasiyeciler başta olmak üzere diğer sektörlerde ticaret yapanların iş hacimlerini olumsuz etkilediği ortadadır. Kırtasiye ürünü satarak ticaret yapan ve bu şekilde ayakta kalmaya çalışan kırtasiyeci perakendeci meslektaşlarımız zincir marketlerin orantısız gücünün altında ezilmektedir. Ekonomimiz tüm işletmelerimiz ayakta kaldığında ancak güçlü olabilir.”

Biraz daha detaylandırmak üzere konuyu TÜKİD Genel Sekreteri İrem Özkal’a sordum. Verdiği yanıt şu şekildeydi: “Marketlere yönelik hazırlanan yasa tasarısı önerisinde, kırtasiye grubu satılamayacak ürün gruplarında belirtilmemiştir.  Bu dönemde kırtasiyeci esnafının da yaşadığı sıkıntıları hatırlatmak, yapılacak bu değişiklikte onlara bir nebze de olsa nefes aldırabilmek, bu konuda sesimizi duyurmak için bir araya geldik.

Zira, ülkemizde okulların 1 yıldan beri kapalı olmasının ve evden çıkma kısıtlarının olduğu hafta sonlarında kırtasiyecilerimizin faaliyet gösterememesi,  perakendeci kırtasiyecilerimizi artık idare edemeyecek bir duruma, mücadeleyi sürdüremeyecek noktaya getirmiştir. Marketlerde kırtasiye satışının belli bir süreliğine durdurulma kararının alınması bile, sezon satışlarını dahi yapamamış esnafımız için can simidi olacaktır. Yapılmasını istediğimiz bu değişiklik irili ufaklı tüm işletmelerimiz ve ekonomimiz için elzemdir. Tüm Kırtasiyeciler Derneği olarak beklentimiz ve çabamız Ticaret Bakanlığı’nın hazırladığı yeni kanun tasarısında kırtasiye ürünlerinin zincir marketlerde satılmasının yasaklanmasıdır.”

Bence son derece haklı bir istek. Hatta bunu diğer ürün kolları ve esnaf için de konuşabiliriz. Ne var ki bir de madalyonun ters tarafına bakmak lazım. Sadece koruyucu tedbirlerle de bu sorunu aşmak mümkün değil.

Modern işletmecilik anlayışı içerisinde esnafın da toplu alım yapabileceği, kırtasiye malzemesi üretenlere birim maliyeti düşüren sürdürülebilir teklifler verebileceği ve arz / talep dengesinin birim fiyatlar üzerinden oluşturacağı yapılar kurmak lazım.

Yani bu dönemi yasaklarla geçirmemiz önemli. Ama kalıcı bir çözüm için, yeniden yapılanma, esnaf olarak kalınsa dahi, ekonominin kurallarına uygun gelişimi gösterme ve esnafın da bu konuda krediler ve desteklerle teşvik edilmesi gereken yapıları da tartışmamız gerekir.

Aksi takdirde son 20 yılın yılan hikâyesi haline dönüşen bu sorunu, kısa bir süre sonra yeniden tartışırız. Elbette onlarca esnafı daha kaybetmiş olarak. Durum çok acil. Çünkü veriler bize gösteriyor ki, günde 273 esnaf kepenk indiriyor. Esnafın olmadığı yerde ekonomi yaşamaz. Esnafı yaşatmanın yolu da günübirlik tedbirlerden değil, gerçekten sorunu çözecek yaklaşımlardan geçiyor.

cetinunsalan@yahoo.com

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum