Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 4-...
Reklam
Reklam
Reklam

Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 4- Osmanlı’da İslamcılık

Adil Adalet Hacıömeroğlu Yazıları / Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 4- Osmanlı’da İslamcılık

Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 4- Osmanlı’da İslamcılık

Adil Adalet Hacıömeroğlu Yazıları / Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 4- Osmanlı’da İslamcılık

Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 4- Osmanlı’da İslamcılık
22 Kasım 2019 - 13:47

“Osmanlı yönetimi meşruiyetini İslam’dan alıp mümkün olduğu ölçüde İslam hukukunun uygularken, on dokuzuncu yüzyıla kadar siyasal ve ideolojik açıdan kendini Müslüman cemaatle tanımlamamıştır. Yönetici bir grup olarak Osmanlı seçkinlerinin gayrimüslimlerle ne kadar az ilgileri varsa, sıradan Müslümanlarla da o kadar ilgileri bulunmaktaydı.”[9] Buradan da anlaşılacağı gibi devlet demek, hanedan demekti. Ahalinin kim olduğu önemli değildi. Önemli olan halkın, hanedana sadakati idi. Ne zaman ki ulusçuluk düşüncesini yayılmasıyla Balkanlar’daki Hıristiyan milletler ayrılmaya başladılar, o zaman İslam’ın geri kalan Müslüman unsurları bir arada tutacağı öngörülmüştür. Bu nedenle de İslamcılık ön plana geçmiştir.
 
“1860’larda başlayan ve 1878’de zirveye ulaşan kitlesel göçler, Osmanlı Devleti’ni Müslümanların çoğunlukta olduğu bir yapıya çevirdi. Buna ek olarak, Balkanlar’da yeni ulusların oluşmasıyla sonuçlanan aynı yapısal, yönetsel, siyasal ve demografik değişiklikler de geleneksel Müslüman cemaatin, bir Müslüman Osmanlı ulusuna dönüşümü için gerekli sınıf koşullarını yarattı. Geleneksel toplumsal ve mesleki yapının bozulması; kitlesel göçler sonucu oluşan demografik değişiklikler, göçer aşiretlerin iskânı ve kırdan kentsel bölgelere doğru iç göçler; kapitalist bir ekonomik sisteme girişi; yönetsel ve siyasal sistemlerde yapılan değişiklikler, hep birlikte Osmanlı Devleti’ni farklı bir sosyopolitik oluşuma, hala Müslüman niteliklerine sahip teritoryal bir devlet haline getirdi. Bu devlet, çağdaş bir ulusun tüm niteliklerine sahip olmasına rağmen, temelde, İslami dayanışma bağlarıyla birleşen siyasallaşmış ve daha genişlemiş bir cemaatti. Yurttaşların Sultan’a olan bireysel bağlılıkları ve sadakatleri, kişisel olmayan bir Müslüman ulusal devlete doğru değişti. Halk katında bu gelişmeyi başlatan düşünsel güç, etkisini, üyeleri hem göçmenlerden hem de yerel halktan olan Nakşibendîler de dâhil olmak üzere çeşitli heterojen tasavvuf tarikatlarından alan köktenci-halkçı İslam’ın bir türüydü. Bu gelişmelerin ışığında, gayrimüslimlerin durumunun yeniden tanımlanması gerektiği açıktır. Böylece gayrimüslimler de özerk inanç cemaatleri olmak yerine ‘azınlık grupları’ haline geldiler.”[10] Osmanlıların Balkanlar’da bozguna uğraması, devletin siyasal anlayışında önemli değişiklikler olmasına neden oldu. Balkan göçmenleri, sosyal yapıyı önemli ölçüde değiştirdi. İşte, bu koşullarda İslamcılık düşüncesi hız kazandı. Cemaat, tarikat örgütlenmeleriyle halk politize oldu.
 
İslamcılık fikri dağılan devlet yapısını toparlamak için başvurulan bir yoldu. Ancak hızlı gelişen toplumsal ve siyasal süreç dış etkilerin de etkisiyle Osmanlı’nın dağılması engellenemedi. Osmanlıcılıktan sonra İslamcılık da çok ulusal Osmanlı sistemini bir arada tutmaya yetmedi.

Yarın: Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 5- Ortadoğu’da Devrimler

Önceki: Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 1- Neden Ortadoğu?

Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 2-ABD ve Araplar

Ortadoğu’da Osmanlı Mirası ve Ulusçuluk/ 3- Cemaat ve İnanç


YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Avrupa’nın tekrar nükseden hastalığı: Irkçılık
Avrupa’nın tekrar nükseden hastalığı: Irkçılık
30 barodan HSK üyelerine istifa çağrısı
30 barodan HSK üyelerine istifa çağrısı