Reklam
Reklam
Reklam

O tanıdığım, kazancı sadece sevgi olan ilk emekçi kadındı... Süper Babaanne

Jale Yanılmaz Yazıları / O tanıdığım, kazancı sadece sevgi olan ilk emekçi kadındı... Süper Babaanne

O tanıdığım, kazancı sadece sevgi olan ilk emekçi kadındı... Süper Babaanne
08 Mart 2020 - 11:12

Öldü dediklerinde dokuz yaşındaydım, o ise seksen beş.



Süper babaanne… Ömrümün ilk anlarına tanıklık eden, ömrünün son anlarına tanık olduğum kadın. Beyaz saçlarına doladığı tülbendi, avludaki çardakta etrafına doluşan biz çocuklarla yaptığı neşeli sohbetleri, anneannemin evine giden yokuşu ağır ağır tırmanışı, kuzenim Şafak’a Şeffak deyişi, cebinde leblebi, üzüm, fındık bazen de meyve eksik olmayan kahverengi hırkası; belleğimde soluklaşmış çocukluk anılarımın belki de tek parıltısı.



Kocasını savaşta kaybeden yoksul bir kadının dördüncü ve en küçük kızıydı Saniye. Hem kendi hem de ailesinin iyi yaşayabilmesi için annemin dedesi ile evlendirildiğinde on beş yaşına henüz girmişti. Altmış yaşındaydı dede ve birçoğu evli, on beş çocuğu vardı. Üçüncü karısı da ölmüştü. Mahallenin hali vakti yerinde, sözü dinlenir, hatırı gözetilir, evlenilmesi makbul sayılır dul ağasıydı. Anlattıklarınca, iyi de bir insandı.



Çocukları oldu Saniye’nin, tam beş tane. Büyüttü onları, büyüdü onlarla. Boyunu aştı evlatları, bir zaman sonra da sevdaları. Yakın mahalleden bir kıza aşık oldu oğullarından biri. İlla da istediler birbirlerini. Okuma yazması yoktu Saniye’nin, parayı bilmezdi, çarşıya gitmişliği yoktu ama lekesizdi yüreği. Belki de bu yüzden hisliydi.



İstihareye yattı, oğlunun bu mürüvveti hayırlı mı değil mi diye. Kederli uyandı. Dedi: “ Oğul, bu evlilik iyi gelmeyecek gel vazgeç”. “Onunla üç gün aynı yastığa baş koyacak olsam da evleneceğim”  dedi oğul. Saniye’de bildi, yâda düşen kor için artık çok geç. Düğün sofraları kuruldu. Oğul ile gelin aynı yastığa baş koydu.



Tam altı ay sonraydı; oğul dağda, sıcağın altında odun kırmaktaydı. Öğlen yemeğini getirdi karısı, çok sevdiği kocası serinlesin diye bakraç içinde de buz gibi ayran. Çalışmaktan, döktüğü terden susuzdu oğul, dikiverdi bir çırpıda ayranı yanan boğazından. Serinledi, bir süre sonra rehavet süzüldü ruhundan. Karısını uğurladı, uzanıverdi bir ağacın altına, yarım saat uyumak istedi yeniden işe dalmadan.



Günün karanlığa ulaştığı saatlerde buldular onu, hala o ağacın altında, hala sırılsıklam olan gömleği sırtındaydı. Boncuk boncuk terler birikmişti ateş gibi yanan alnında. Sarıp sarmaladılar hemen oracıkta.



Uzun yol gittiler, emanet ettiler tabiplere şehir hastanesinde. Günlerin gözü gecelerde, gecelerin gözü günlerde. Saniye oğlundan gelecek iyi haber için kah kapıda kah pencerede. Yüreği deli divane, uykunun izi yok yüzünde.



Sabah bilsin, gece görmesin diye pencereden soktular cenazeyi eve. Gecelerce bekleyişlerin yorgunluğundan içi geçti kapandı gözleri, görmedi Saniye. Sabah mecnunluğa uyandı, bedeni ruhundan sakındı. Oğlunu toprağa, yüreğini dağlara taşlara koydu. Kimsenin yanında ağlamadı, lüzumundan fazla konuşmadı.



Mecnun oldu dedim ya, gerçekten mecnun oldu. Ne evinde durabildi ne dolaştığı bağlara bahçelere sığabildi. Bazen bir çeşmenin akan suyuna, bazen toprağa kattı gözyaşlarını. Avuç avuç kavurdu toprağı ateşte. Kavurdu yedi. Yüreğini kavuran, oğlunu yutan toprağa biçtiği acı berdeli gibi. Ne sigara içerdi ne de bilirdi, atılmış izmaritlerin son nefeslerini, kağıtlara tütün gibi sardığı mısır püsküllerini içti.



Çok zaman sonra döndü yaşama, ailesine, çocuklarına. Torunları doğdu. Bütün mahallenin babaannesi oldu. Herkesi sarıp sarmaladı, bağrına sığmayan insan kalmadı. Evinin önünden geçen hiç kimseyi bir lokma dahi olsa yedirmeden bırakmadı. Annemin babaannesiydi ama benim ve bütün çocukların süper babaannesiydi.



Annem anlatır her zaman, usanmadan dinlerim. Yedi sekiz yaşlarında iken hastalanmış annem. Midesine kancalı kurt musallat olmuş. Bir deri bir kemik, öldü ölecek telaşıyla kaldırmışlar şehir hastanesine. Birbiri, bir diğeri hastanede, babaanne evin penceresinde nöbette. Ne açlığa ne uykuya yenik. Cenazeyi pencereden sokmasınlar diye.



Her biri bir ömrü anlatan derin çizgileri ile çocukluğumu eğiten en güzel insandı. Hep seven yumuk bakışlarıyla hiç okumamış bir filozoftu. Yaşamın sertliğine meydan okuyan yumuşacık yanakları öpülesi emekti. O tanıdığım, kazancı sadece sevgi olan ilk emekçi kadındı.



Tüm emekçi kadınlara şükranlarımla.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum