Küresel krizlerde gıda güvenliği
Reklam
Reklam

Küresel krizlerde gıda güvenliği

"Korona virüs salgınından önce, emperyalizm ve kapitalizmin küresel ısınmaya yol açan etkenleri ortadan kaldırmak konusunda isteksiz davrandığı kadar bu konuda bir planı da yoktu. Virüs aslında küresel ısınmanın en dönülemez noktada olduğu, nüfus artışının, ülkesel göçlerin kıtasal göçlere dönüştüğü bir anda ortaya çıktı. Pekiyi bu tür virüslerin saldırısı bitecek mi, hayır… Virüsler şekil değiştirerek yeniden güçlenerek karşımıza çıkacaklar..."- Sinan VARGI- TÜDEF Genel Başkan Vekili

Küresel krizlerde gıda güvenliği

"Korona virüs salgınından önce, emperyalizm ve kapitalizmin küresel ısınmaya yol açan etkenleri ortadan kaldırmak konusunda isteksiz davrandığı kadar bu konuda bir planı da yoktu. Virüs aslında küresel ısınmanın en dönülemez noktada olduğu, nüfus artışının, ülkesel göçlerin kıtasal göçlere dönüştüğü bir anda ortaya çıktı. Pekiyi bu tür virüslerin saldırısı bitecek mi, hayır… Virüsler şekil değiştirerek yeniden güçlenerek karşımıza çıkacaklar..."- Sinan VARGI- TÜDEF Genel Başkan Vekili

Küresel krizlerde gıda güvenliği
21 Mayıs 2020 - 11:59

Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF) Genel Başkan Vekili, Gıda ve Sağlık Komisyonu Başkanı SİNAN VARGI

Covid-19 adı verilen Korona virüsün dünya üzerinde birçok ülkeye yaygın hale gelmesi küresel sağlık, eğitim, tarım politikalarının yeniden gözden geçirilmesine neden oluyor. 21. Yüzyılda Dünya’da birçok gelişmiş ülke küresel ekonomi adı altında kapitalizm ve emperyalizmin tüm acımasızlığını gösterdiği için;  açlık,  küresel yoksulluk, çevre kirliliği ve tüm bunlardan önemlisi küresel ısınmanın acımasız etkilerini görmeye başladık. Korana virüs salgını, tüm bu olumsuz koşulların en yüksek noktasına gelmek üzere olduğumuz bir anda tüm dünyayı etkiledi.  Bunu gelecek kuşaklara bırakılacak sağlıklı bir dünya fikri açısından bir talihsizlik olarak değil de bir fırsat olarak görmek gerektiğine inanıyorum.
 
Korona virüs küresel salgınından hemen birkaç ay öncesini hatırlarsak, küresel ısınmanın artık geriye dönüşü mümkün olmayan bir noktaya ulaştığını görüyorduk. Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Paneli'nin hazırladığı bir bilimsel raporda küresel ısınmayı gelecek 20 yıl içinde 1,5°C derecelik artışla sınırlayabilmenin, ısınmanın çevre ve canlı yaşamı, genel ekolojik denge üzerindeki olumsuz etkilerini zamanla geri çevirebilme, onarabilme açısından ne kadar yaşamsal bir öneme sahip olduğunu sergiliyordu. Bir yıl kadar önce açıklanan raporda küresel ısınma, gelecek 20 yıl içinde, sanayi öncesi dönemin ortalama sıcaklık derecesine göre 1,5°C derecelik bir artışta durdurulamadığı taktirde iklim krizi artık geri döndürülemez bir sürece girecekti.


 
Pekiyi bu yapılabildi mi?
 
Ne yazık ki hayır. Küresel ısınmadaki artışının 1,5°C dereceyle sınırlanabilmesi için, küresel çapta daha önce görülmemiş düzeyde yeni önlemler almak, daha önce görülmemiş çapta ekonomik kaynakları harekete geçirmek gerekiyordu. Bu kadar büyük mali yükü tek bir ülke üstlenemeyeceği için uluslararası dayanışma ve eşgüdüm bu gezegende yaşayan canlıların varlığının geleceğini belirleyecek düzeyde bir önem kazanmıştı. Birleşmiş Milletler bunu söylerken, Uluslararası Para Fonu gibi uluslararası kuruluşlar, gelişmiş ülkelerin önde gelen yayınlarında ekonomi yorumcuları, finansal krizin 10. yılında hala gereken derslerin alınmadığını, krize yol aşan sorunların hafifletilemediğini, küresel borç toplamının küresel hasılanın yüzde 318'ine ulaştığını anımsatarak yeni bir finansal krizin ve onu izleyecek bir ekonomik durgunluğun yalnızca bir zaman sorunu olduğunu vurguluyorlardı. Küresel ısınmada 2° C derecelik bir artışın, gezegenin 12'de biri ile 5'de biri arası bir büyüklükte yeşil alanın çölleşmesi, mercanların % 99'unun yok olması, fazladan 450 milyon insanın düzenli olarak aşırı sıcakların etkisi altında kalması, yüz milyonlarcasının iklim değişikliğine bağlı olarak yoksulluk sınırın altına düşmesi anlamına geliyor. Buna karşılık Rapor, sıcaklık artışının 1,5° C derece sınırlandırılabilmesi durumunda, ekolojik dengenin zaman içinde yeniden kurulabileceğini, kimi türlerin yok olma sürecinin geriye çevrilebileceğini mercanların yeniden canlandırılabileceğini savunuyordu.



Korona virüs salgınından önce, küresel emperyalizm ve kapitalizmin küresel ısınmaya yol açan birçok etkeni ortadan kaldırmak konusunda isteksiz davrandığı kadar bu konuda bir planı da yoktu.
 
Küresel ısınma nedeni ile çölleşme, tarım alanlarını ve su kaynaklarının azalmasına bağlı olarak gıda ve su kıtlığı krizlerinin derinleşmesi nedeni ile her gün Afrika’dan binlerce insan derme çatma botlarla İtalya, İspanya sahillerine gitmeye çalışırken yolda birçoğu hayatlarını kaybediyorlardı. Keza Meksika’da yüzlercesi ABD geçmek için yollara düşmüştü. Bizim ülkemizde de görülen göç dalgası AB kapılarına dayanmıştı. Bunlar çok değil, iki ay önce yaşadığımız olaylardı. Dünya Bankası’nın 2018 de Mart ayında yayımlanan raporu, iklim değişikliğinin 143 milyondan fazla in-sanı 2050 yılına kadar “iklim göçmen¬lerine” dönüştürerek mahsullerin yetersizliğinden, su kıtlığından ve deniz seviyesinin yükselmesinden kaçacak¬larını belirtiyor. Bu nüfus değişiminin çoğu, gelişmekte olan dünya nüfusu¬nun %55’ini temsil eden üç “sıcak nok¬ta” olan Sahraaltı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’da gerçekleşecek.

Gelen göçmenlere karşı insanlık dışı davranışlar, botların şişlenip patlatılarak, insanların denizin ortasında boğulmaya bırakılması kimilerimizin 21. yüzyıldaki insan olabilme onuru sorgulamamıza yol açmıştı.
 
Küresel ısınma nedeniyle başlayan göçlerin artmaya başladığı bir anda korona virüs salgını bütün insanlığı aslında eşitledi. Gelişmiş ülke veya gelişmekte olan, geri kalmış ülkeleri kırıp geçirirken insanoğlunu 21. Yüzyılın ikinci yarısında daha değişik bir dünya yapılanması için uyarıyordu adeta.
 
Sorumlu kim?
 


Pekiyi bu korkutucu senaryolara açılan olasılıkların sorumlusu kim? Küresel Atmosfer Araştırmaları Emisyon Veritabanı’nın (EDGAR)’da yer alan 2018 raporuna göre en çok karbon salınımıyla dünyayı kirleten ülkeler Çin,( yüzde 29) ABD, (yüzde 19) Avrupa Birliği toplamı ( yüzde 9,6) Hindistan ( yüzde 6,8),   Rusya ( yüzde 5) ve Japonya ise (yüzde 4). Sanayi üretiminin yüksek olduğu Çin, yıllık 10,5 milyar ton karbondioksit salınımıyla dünyayı en çok kirleten ülke. Çin aynı zamanda Dünya’da insan eliyle karbon salınımının yaklaşık üçte birine sebep oluyor. Uluslar arası gemi ticareti ve havayolu ulaştırması da önemli bir kirletici. Ama bu istatistiklerde Güney Afrika dışında önemli bir Afrika ülkesinin kirletilmede bir kabahati yok. İklim değişikliğinin temelinde çözülmesi gereken en öncelikli kavramın iklim adaleti olduğu açık bir şekilde görülüyor. Dünyanın olması gerekenden daha fazla ısınmasına yol açan seragazları emisyonlarının kaynağı, basitçe söylemek gerekirse sanayi toplumuna geçişlerini tamamlayan zengin ve gelişmiş Batı ülkeleri. Konuya göç temelinde yaklaştığımızda da, yukarıda tartıştığımız gibi temelde iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkeler. Küresel kirliliğin etkisini en çok görenler ve küresel gelir artışından en az yararlananlar, açlık çekenlerde onlar. Bu işte Afrika’dan kaçak göçmen sayısını gün geçtikçe arttırıyordu.
 
Birleşmiş Milletler'in hazırladığı rapora göre, dünya genelinde açlık çekenlerin sayısı son üç yılda yükseldi. Raporda küresel düzeyde 821 milyon kişinin, bir başka deyişle her dokuz kişiden birinin yetersiz beslendiği belirtildi.
 
Raporda beş yaşından küçük 151 milyon çocuğun, küresel toplamın yüzde 22'sinin büyümesinin yetersiz beslenme nedeniyle olumsuz etkilendiği vurgulandı.

Raporu kaleme alan uzmanlar, bu durumunun nedeninin kısmen aşırı iklim olayları olduğunu söylemekle birlikte, acilen küresel düzeyde harekete geçilmesi gerektiğini belirtmişlerdi.
 
Dünyada Beslenme ve Gıda Güvenliği'nin Durumu adlı raporda, besleyici gıdalara erişimde yaşanan zorluğun dünyadaki obezite sorununu da kötüleştirdiği ve her sekiz yetişkinden biri anlamına gelen 672 milyon kişinin obez olarak sınıflandırıldığı vurgulanıyor.
 
'Karmaşık ve sık yaşanan iklim değişikliği'
 
Uzmanlar, sel, aşırı sıcak, fırtınalar ve kuraklıkların 1990'lı yıllardan beri iki katına çıktığını vurguluyor.


 
Raporda, "Çalışmamız iklimdeki çeşitliliğin ve daha karmaşık, sık yaşanan ve yoğun aşırı iklim olaylarının açlık ve yetersiz beslenmeye son verme alanında elde edilen kazanımları tehdit ettiği, hatta geriye çevirebileceği konusunda net bir mesaj veriyor" denildi.
 
Aşırı iklim olaylarının tarımsal üretime doğrudan etkisi olabiliyor ve aynı zamanda tarımsal üretime katılabilecek sağlıklı insan sayısını ve insanların besleyici ve güvenli gıda bulmaya harcayabileceği zaman ve parayı azaltıyor.

Tarımsal üretim sistemlerinin yağış ve sıcaklıklara bağımlı olduğu ve çok sayıda insanın tarımdan geçindiği ülkelerde açlığın çok daha kötü olduğu vurgulanıyor.
 
Beslenme, insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biri olup sağlıklı bir yaşam sürecinin de en temel kriterlerinden biridir. Sağlıklı bir yaşam süreci için de sağlıklı beslenme başta gelir ve sağlıklı beslenmenin en önemli esaslarından biri tarladan-sofraya ideolojisi ile “gıda güvenliği’’dir.

Gıda güvenliği üretimden tüketicinin sofrasına ulaşana dek gıdalardaki olası fiziksel, kimyasal, biyolojik, mikrobiyolojik ve her türlü zararların öngörülmesini ve uzaklaştırılmasını temel alan tedbirlerin tamamını ifade eden kısa bir tanımdır. Bu yazıdaki amacımız bu kısa tanımı olabildiğince açmak ve kapsamlı olarak ele almak olacaktır.
 
Gıda güvenliği, birincil üretim aşamasından (bitkisel üretim, hasat, bakım, sulama, hayvan sağlığı, hayvanların aşılanması, tükettikleri yemlerin kontrolü ve nakliyatları vb.) tüketiciye ulaşana kadar tüm aşamaları kapsar. FAO'ya göre (Food and Agriculture Association of the United Nations: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü) gıda güvenliği “gıdalarda tüketicilerin sağlığına zarar verebilecek tehlikelerin bulunmaması veya kabul edilebilir düzeyde olması’’ anlamına gelmektedir. FAO'ya göre "gıda güvenliğinin tarımsal üretimden hasat, işleme, depolama, dağıtım, hazırlık ve tüketime kadar her aşamada besin zincirinin güvenli kalmasını sağlamada kritik bir rolü vardır’’ olarak bildirilmiştir.


 
The European Food Safety Authority (EFSA), The Food and Veterinary Office (FVO) gibi otoriteler gıda güvencesinin sağlanması konusunda kapsamlı çalışmalar yapmakta ve tavizlerden kaçınmaktadır. Avrupa Birliği, son on yılda gıda güvenliği politikaları için 3,3 milyar Euro harcamıştır ve 2014-2020 yılları için planlanan bütçe 2,2 milyar Euro’dur. 2014-2020 politikalarının önceliği ise hayvan hastalıklarının ortadan kaldırılmasıdır. Örneğin Almanya, AB gıda mevzuatı çerçevesinde 4 temel prensip etrafında oluşturduğu gıda mevzuatı ile gıda güvencesinin en iyi olduğu 8. ülke olmayı başarmıştır. Bu prensipler; tüketicinin korunması, bilgilendirilmesi ve aldatılmaması, dış ticarette sağlık tedbirlerinin arttırılması ve gıdanın kalitesinin arttırılmasıdır. Gıda güvenliği açısından ülkemizdeki en temel sorun; gıda üretiminin tüm aşamalarının kayıt ve denetim altına alınamamasıdır. Bu sorun aynı zamanda, denetimlerdeki ''nitelikli'' denetçi kadrosunun yetersizliğini de gösterir. Özellikle yüksek riskli katkı maddelerinin kontrolünde denetim programları ve Türk Gıda Kodeksi'nde yer almayan parametreler güncellenmelidir. Aksi halde, taklit ve tağşişin önüne geçmek mümkün değildir.
 
Ayrıca, günümüzde evlerimizin dışında beslenme yaygın hale gelmiştir. Dolayısıyla, toplu tüketim yerlerinde hammaddenin temininden tüketimine kadarki tüm aşamalarda hijyen ve sanitasyon kurallarına uyulmalı, bu kurallar içselleştirilebilmeli ve bu yerlerin bakanlıkça denetimleri sıkılaştırılmalıdır.
 
Gıda güvenliğine yönelik sorunların tespiti, gerekli önlemler alınmadığı ve mevzuatlara uyulmadığı takdirde bir anlam ifade etmeyecektir. Sonuç olarak, ülkemizde özellikle mevzuatların uygulanmasında yaşanan sorunlar, ilgili mekanizmalar tarafından çözüme ulaştırılmalıdır.


 
Krizlerde gıda güvenliği
 
Korona virüs gibi, tüm dünyayı etkisi altına alan bir virüs salgını bittiğinde (umarım) dünyanın bütün ülkelerinin bir daha bu tür küresel krizlerin önlenmesi için ortak tedbirler alması gerekiyor. Korona virüsü aslında küresel ısınmanın en dönülemez noktada olduğu, nüfus artışının, ülkesel göçlerin kıtasal göçlere dönüştüğü bir anda ortaya çıktı. Pekiyi bu tür virüslerin saldırısı bitecek mi, hayır… Virüsler şekil değiştirerek yeniden güçlenerek karşımıza çıkacaklar... Geçmişte evdeki kalorifer böceklerinin üzerine sıktığımız spreyli böcek ilaçları böceklerde bağışıklık yaratmış sprey adeta böceğe etkisiz kalmıştı. Virüslerde bir yıldan öbür yıla şekil değiştirecekler yeniden ve yeniden aynen grip virüsünde olduğu gibi karşımıza çıkacaklar. Önemli olan bundan böyle bu tür krizlere hazırlıklı olmak için politikalar geliştirmek. Kamucu ulusal bir tarım politikası, sağlık politikası gibi bir takım tedbirleri baştan almak. Bir diğer konu da kuşkusuz, tarım politikalarında ürün deseni seçiminde önem kazanıyor. Seralara dayalı sebze üretimi, sık sık yaşanan dolu ve hortum fırtınalarla son birkaç yılda zarar görmeye başladı. Çünkü Türkiye’nin Güney Bölgesi artık birkaç yıldır tropikal bir iklim kuşağına girdi. O halde bu seraların daha kuzeye alınıp güneş enerjisi ile ısıtılması da düşünülebilir.



Türkiye’nin artık tropikal ve çöl iklimi kuşağında yer alması düşünülüp tarımsal ürün deseni buğday yerine, bildiğimiz darının Anadolu topraklarına yeniden kazandırılması ele alınabilir. Çünkü darı, sıcak ve kurak topraklara dayanıklı bir türdür. Darı  tohumları buğday gibi besin maddesi olarak kullanılabilen, bir veya çok yıllık bitkidir. Ülkemizde insan gıdası ve hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Van Gölü kıyı bölgelerinde ve Hakkâri’de darı türlerinden biri olan "cin darı" kavrulup taştan geçirilerek kavuzlarından ayrılır. Dane kısmı süt ve ayranla karıştırılır ve bir nevi ekmek meydana getirilir. Darı aynı zamanda bozanın da ham maddesidir. Darı Muğla ve Hatay gibi bölgelerimizde ekmeğin ham maddesidir. Buğday ya da arpada görüldüğü gibi darının tohumları bir eksenin etrafında düzenli olarak dizilmiş şekilde olmaz. Darının besin değeri diğer tahıllardan daha azdır. Darının 300'den fazla çeşidi vardır, buğday ve pirinçten sonra dünyada en çok kullanılan besin maddesidir. Ülkemizde Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Karadeniz Bölgesi, Ege Bölgesi, Marmara Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi.

Darı kalp hastalıkları ve kanser riskini azaltır. İşlenmemiş tahılları metobolizma beslenmesine eklemenin büyük yararı vardır; bu tip tahıllar bireyi kanser türlerinden ve kalp hastalıklarından korur.



Darı; derin miktarda magnezyum içerir. İçerdiği besleyici madde zenginlikleriyle zengin magnezyum, fosfor, bakır, protein kaynağıdır; bu etkilerle çocukları astıma karşı da korur. Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasına yardımcı olur; yoğun çalışma sonucunda kendini dinlemeyen yorgunluklarından şikâyet eden insanların en büyük dostlarındandır. Yorgunluklarla mücadele için etkin bir besindir.

Küresel krizlere hazırlıklı bir tarım politikası, bir gıda güvenliği politikasının oluşturulması da gerçekten ülkemiz için zor görülüyor. Ülkemizde tarladan-seradan-tüketiciye zincirdeki aracıların birçoğunun azaltılamadığı, bu yüzden sık sık tarım bakanlarının değiştiği, tarım bakanlarının ofislerinde tavuk etlerini çamaşır suyu ile yıkayıp başkana bilgi verdikleri bir ülkede yaşıyoruz. Gıda’da hile yapan firmalara verilen cezaların 23 bin lira civarında olması nedeni ile aynı cezadan 60. Kez yakalanan insanlara kalmış bir gıda politikamız var. Halen nişasta bazlı şekerden üretilen ballar, et ve süt ürünlerine yapılan tağşişler nedeni ile bırakın kriz dönemlerini normal dönemlerimiz de bile bu soru çözemeyen bir yönetim sistemimiz var. Bilimselliğe sırt çevirmiş, rant ve yandaş gözetilmesi ile uygulanan bir eğitim-tarım-sağlık politikamız var. Tüm bu sorunların giderilebilmesi için daha kamucu ulusal politikalara ihtiyacımız var. Yoksa bir başka küresel kriz, içinden çıkılamayacak krizleri art arda tetikleyecektir.


YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Heybeliada’daki yangın kontrol altına alındı
Heybeliada’daki yangın kontrol altına alındı
Heybeliada'da meydana gelen yangınla ilgili 3 kişi gözaltına alındı
Heybeliada'da meydana gelen yangınla ilgili 3 kişi gözaltına...