KONDA Türkiye’de Kutuplaşma Araştırma...
Reklam
Reklam

KONDA Türkiye'de Kutuplaşma Araştırma Raporu: Değerler üzerinden oluşan kutuplaşma siyaseti belirliyor

KONDA Araştırma ve Danışmanlık AŞ, Türkiye’de kutuplaşmaya dair anadilde eğitim, Suriyeli sığınmacılara bakış, haklara bakış, hoşgörü, toplumsal cinsiyet, korkular, özgürlük-eşitlik algısı ve beklenti alt başlıkları altında 25 farklı yargıyı ele aldığı "Türkiye'de Kutuplaşma Araştırmasının" raporunu yayınladı.

KONDA Türkiye'de Kutuplaşma Araştırma Raporu: Değerler üzerinden oluşan kutuplaşma siyaseti belirliyor

KONDA Araştırma ve Danışmanlık AŞ, Türkiye’de kutuplaşmaya dair anadilde eğitim, Suriyeli sığınmacılara bakış, haklara bakış, hoşgörü, toplumsal cinsiyet, korkular, özgürlük-eşitlik algısı ve beklenti alt başlıkları altında 25 farklı yargıyı ele aldığı "Türkiye'de Kutuplaşma Araştırmasının" raporunu yayınladı.

KONDA Türkiye'de Kutuplaşma Araştırma Raporu: Değerler üzerinden oluşan kutuplaşma siyaseti belirliyor
07 Ağustos 2020 - 09:11

Türkiye’de toplumsal kutuplaşma uzun süredir var olan ve tartışılan bir durum. KONDA Araştırma ve Danışmanlık AŞ, Barometre Araştırmaları serisine başladığı 2010 yılında, ikinci raporu olan Nisan’10 Barometresi’nde temayı kutuplaşma olarak belirlemiş ve o dönemin tartışma konularını analiz ederek bir endeks oluşturmuştu. Endeksi 2015’e kadar ölçmeye ve toplumdaki değişimleri izlemeye devam etti. Ancak kutuplaşmayı yaratan konularının evrilmesi, bazılarının normalleşmesi ve bazılarının gündemden düşmesi nedeniyle endeks de toplumu anlamak açısından yetersiz hale geldi. Bu ay kutuplaşma konusunu tekrardan ve daha kapsamlıca ele aldı ve kutuplaşmanın görünür hale geldiği güncel meseleler yerine altında yatan değer ve inançlar üzerine kuracak ve dünyadaki kutuplaşma tartışmalarına oturtulacak şekilde kurguladı.


 
KONDA, Ocak’19 Barometresi raporuna temel olan araştırmanın saha çalışmasını 5-6 Ocak tarihlerinde, 30 ilin 100 ilçesine bağlı 148 mahalle ve köyde 2659 kişiyle hanelerinde yüz yüze görüşerek gerçekleştirdi.
 
Kutuplaşmaya dair anadilde eğitim, Suriyeli sığınmacılara bakış, haklara bakış, hoşgörü, toplumsal cinsiyet, korkular, özgürlük-eşitlik algısı ve beklenti alt başlıkları altında 25 farklı yargı ele alındı. Bunların bazıları konusunda toplumun hemfikir olduğu ortaya çıktı. Bazılarında özellikle azınlık veya öteki sayılan gruplar hak ve özgürlükler konusunda sıkıntı ifade ederken, hakim gruplar gerek kendileri için, gerek bu gruplar için pek sorun olmadığını dillendirdi. Korkulara dair bir diğer yargı seti ise tüm kesimlerde yoğun ancak nitelik olarak ayrıştırıcı korkular bulunduğuna işaret etti.
 
Bu yargıları kullanarak 7 faktör oluşturuldu ve 7 farklı kümeleme analizi yapıldı. Her seferinde çok benzer örüntüyle sahip 3 kutuplaşma kümesi ortaya çıktı. Kişilerin siyasi tercihi, sağ-sol eksenindeki yeri, 24 Haziran oyu, dindarlık durumu, etnik kökeni vb. hiçbir soruya yer verilmedi. Endeks yaratmaya en uygun olan kümeleme analizi sonucunda çıkan 3 küme Sekülerler (yüzde 26), Ortadakiler (yüzde 22) ve Muhafazakârlar (yüzde 51) olarak adlandırıldı.


 
ARAŞTIRMANIN SONUÇLARI
 
Araştırmanın sonuçları beklenildiği üzere, dünyanın birçok ülkesinde de yaşandığı gibi toplumsal ve siyasal kutuplaşmanın Türkiye’de de son derece yüksek olduğu görülüyor. Ancak bu kutuplaşma daha çok yerel/ulusal dinamiklerden besleniyor. Yine de Türkiye’de kutuplaşmanın küresel dinamiklerle paralellik göstermediği de söylenemez.
 
3 küme; Sekülerler, Muhafazakârlar, Ortadakiler
 
Demografik açıdan incelendiğinde Sekülerler ağırlıklı olarak daha genç, eğitim seviyesi yüksek, çocukluğunu metropolde geçirmiş, ağırlıklı olarak beyaz yakalı ve öğrenci, gelir seviyesi yüksek ve modern hayat tarzına sahip kişilerden oluşan bir küme. Tüm bu demografik özellikler, küreselleşmeye eklemlenmiş veya küreselleşmenin faydalarından yararlanmaya daha yakın olanlardan oluşan bir gruba işaret ediyor. Diğer yandan, Muhafazakârlar kümesi ise, genel olarak daha yaşlı, eğitim seviyesi daha düşük, dindarlık seviyesi daha yüksek kişilerden oluşuyor. Muhafazakârlar kümesinde meslek olarak ev kadınları, emekliler ve işçi-esnaf yoğunluklu olarak temsil edilmekte ve sınıfsal olarak da üst ekonomik sınıfın dışında kalanlar eşit ağırlıkta yer alıyor. Yine demografik özelliklerine bakarak Muhafazakârların küreselleşme sürecinin kaybedenleri/dışlananları ya da küreselleşme sürecinden yeterince yararlanamayanlar olduklarını varsaymak mümkün.
 
Sekülerler daha özgürlükçü değil; ama özgürlükçülüğü sahipleniyorlar
 
Ancak tutum ve davranışlar üzerinden yapılan değerlendirmede Sekülerler kümesinin mutlak bir şekilde kozmopolit değerlere sahip olduğunu söylemek güç gözüküyor. Anadilde eğitim konusuna verdikleri destek hem Muhafazakârların hem de Ortadakilerin arkasında kalıyor. Bununla birlikte bu konuda kayıtsız bir tavır takınarak tam bir karşı çıkış da sergilememekte. Suriyeli çocukların Arapça anadilinde eğitim görmeleri konusunda ise daha olumsuz bir tavır sergilerken yine Muhafazakârların ve Ortadakilerin verdiği desteğin arkasında kalıyor. Bu da anadilde eğitim gibi bir hakkın evrensel bir şekilde uygulanması konusunda daha az “özgürlükçü” bir tutum sergilediklerini ve diğer kümelerin gerisinde kaldıklarını göstermektedir. Benzer şekilde, Sekülerlerde bölünme korkusu Ortadakilerin biraz gerisinde, Muhafazakârların ise üzerinde. Bu da Sekülerlerin yer yer milliyetçi hassasiyetlere dayanan tutum ve davranışlarına sahip olduğunu düşündürüyor.
 
Muhafazakârlar daha az korkuyor
 
Üzerinde kutuplaşma yaşanan konulardan olan özgürlük algısı çarpıcı sonuçlar sunuyor. Sekülerler Türkiye’de ifade özgürlüğü için yeterli ve gerekli bir ortam sağlanmadığını ve kendilerini yeterince ifade edemediklerini düşünüyorlar. Buna ek olarak özgürlüklerinin kısıtlanmasından da korkuyorlar. İfade özgürlüğü için Türkiye’de uygun ortamın olduğunu düşünen ve kendilerini özgürce ifade edebildiklerini söyleyen Muhafazakârların kanaatleri ise tam tersi yönde. Muhafazakârlar özgürlüklerinin kısıtlanmasından -daha temkinli bir tavır sergilemekle beraber- Sekülerlere göre daha az korkuyorlar. Bu bulgulara göre, Sekülerler Türkiye’deki mevcut özgürlük ortamını yeterli gören Muhafazakârlara göre daha özgürlükçü bir tavra sahip olarak görünmektedir. Buna bağlı olarak da, kozmopolit değerler arasında sayılabilecek “özgürlükçülük” kavramının Sekülerler tarafından sahiplenildiği dair bir yargıya varılabilir. Ancak bu duruma temkinli yaklaşmak ve kesin yargılara varmadan önce uzun dönemdeki gelişmeleri gözlemlemek gerekmektedir. Zira, Ak Parti yönetimi öncesi dönemde dindarlığın baskı altında tutulduğuna dair iddia “özgürlükler” üzerinden inşa edilmekteydi. Muhafazakârların büyük bir kısmı dindarlık ve muhafazakârlık gibi kavramların savunuculuğu iddiasındaki Ak Parti iktidarında kendilerini “özgür” hissetmektedirler. Bu da özgürlüklerin tam da kutuplaşmanın bir sonucu olarak kendini ait hissettiği grubun hakları üzerinden tanımlanma ihtimalini ortaya çıkarıyor. Diğer bir deyişle, Sekülerlerin “özgürlükçülük” değerini ötekileri de kapsayacak şekilde evrensel/kozmopolit bir değer olarak içselleştirmiş olma ihtimali kadar, bunu kendini ait hissettiği grubun iktidarda olmamasından kaynaklanan bir duruma tepki olma ihtimali de mevcut.
 
Muhafazakârların yurttaşlığı kendi kimlikleriyle ilişkili
 
Benzer bir durum aslında evrensel bir kategori olan yurttaşlık için de geçerli. Sekülerler büyük oranda yurttaşlık haklarının yeterince sağlandığı görüşüne katılmamakta, Muhafazakârlar ise tam tersi yönde katılmaktadır. Diğer yandan, Sekülerler kendilerini 15 Temmuz’da sokağa çıkan vatandaşlara bir nebze uzağa kaymakla beraber “ne yakın ne de uzak” hissediyorlar. Diğer tarafta ise, Muhafazakârların kendilerini en uzak hissettikleri grupların arasında Gezi Parkı protestolarına katılan vatandaşlar geliyor. Bu da Muhafazakârların değerlendirmelerini temel yurttaşlık hakları arasında sayılan protesto hakkı üzerinden yapmak yerine kendi kimliklerine bağlı olarak yaptıkları olasılığını güçlendiriyor.
 
Laiklik ve kadına bakış kutuplaşmanın eksenini oluşturuyor
 
“Özgürlük algısı” dışında kutuplaşmanın oldukça yoğun yaşandığı konuların başında laiklik, kadına bakış ve gelecek beklentisi geliyor. Sekülerler kadın-erkek eşitliğini savunurken, Muhafazakârlar erkek egemen bir görüntü sergiliyorlar. Laiklik konusunda da benzer bir görüntü bulunuyor. Sekülerlerin laiklik duyarlılığı yüksek, dindarlarınki ise düşük. Tüm kümeler farklı etnik köken, mezhep ve dinlere hoşgörü gösteriyor. Sekülerlerin sayılan tüm kategorilere hoşgörüsü yüksek seviyede. Muhafazakârların -Sekülerlere göre daha düşük olmakla beraber- farklı etnik köken ve mezheplere yaklaşımı hoşgörülü. Farklı dinlere gösterdikleri hoşgörü ise “kayıtsızlığa” doğru kaymaktadır.
 
Ortadakiler ortada değil; farklı konularda farklı kutuplara yakın
 
Ortadakilerin tutum ve davranışlarını Sekülerler ve Muhafazakârlar kümelerin tam ortasında konumlandırmak yanıltıcı olur. Özgürlük algıları, gelecek beklentileri, Kürtçe anadilinde eğitim konusundaki düşünceleri, korkuları üzerine kanaatleri Sekülerlere yaklaşırken; laiklik algıları, Arapça anadilinde eğitim hakkında düşünceleri konularındaki görüşleri Muhafazakârlara yaklaşıyor.
 
Kümelerin her birinin tek bir siyasi tercihi yok
 
Bahsi geçen Sekülerler-Ortadakiler-Muhafazakârlar kümelerinin hiçbiri siyasal tercih olarak homojen değil. Sekülerlerin siyasal parti tercihi ağırlıklı olarak CHP. Bunu İyi Parti ve HDP izliyor. Sekülerler arasında az oranda olsa da Ak Parti ve MHP seçmenleri de bulunuyor. Muhafazakârların büyük çoğunluğu ise Ak Partili. Muhafazakârların ikinci siyasi parti tercihi ise MHP. Az oranlarda olsalar da Muhafazakârlar arasında CHP, İyi Parti ve HDP’yi tercih edenler mevcut. Ortadakilerde ise siyasi partilerin dağılımı hemen hemen eşit.
 
Tüm kümeler HDP’ye mesafeli
 
HDP -Sekülerler arasında daha az oranda olmakla beraber- tüm kümelerde hiçbir zaman oy verilmeyecek siyasi partilerin başında yer alıyor. Bu durum Türkiye’nin en önemli mesellerinden biri olan Kürt meselesi hakkında da fikir veriyor. Tüm gruplar Kürtlere benzer bir mesafede hissetmekte ve çok güçlü olmayan bir yakınlık hissetmektedir. Ancak HDP seçmenleri –Sekülerlerde daha az oranda olmakla beraber- tüm kümeler tarafından kendilerine uzak görülüyorlar. Bu da Kürt meselesinin siyasallaştıkça ve haklar çerçevesinde ele alındığı sürece kabul görmediği fikrini vermektedir.
 
Değerler üzerinden oluşan kutuplaşma siyaseti belirliyor
 
Özetle, Türkiye’de değerler üzerinden şekillenen bir toplumsal kutuplaşmanın varlığına işaret ediyor. Bir tarafta henüz oluşma aşamasında olan daha eğitimli, orta ve üst sınıf, daha genç, laik, metropollü ve modern hayat tarzına sahip olanların değerleri, diğer tarafta ise eğitim seviyesi daha düşük, alt ve orta sınıf, dindar, kır/kasaba/küçük şehir kökenli ve geleneksel hayat tarzına sahip olanların savunduğu değerler bulunuyor. Bu toplumsal kutuplaşma siyasi partilerin mevcut kimlikçi politikalarıyla tekrardan üretiliyor.
 
Ancak bu durumun sadece siyasi partilerin uygulamalarından kaynaklandığı da söylenemez. Her küme kendi değerlerini gözettiğini düşündüğü siyasi parti gruplarına destek veriyor. Mevcut siyasi partilere verilen desteğin son dönemlerde eridiği görülüyor. Ancak bu durum kararsızlara kayış ya da aynı kampta görülen partilere geçiş olarak gerçekleşiyor. Bu da kişilerin parti aidiyetleri zayıflasa da ait hissettikleri kümenin değerlerine göre siyasi tercihlerini yaptıklarını gösteriyor.
 
Benzer şekilde Muhafazakârlar arasında CHP’ye hiçbir zaman oy vermeyeceğini, Sekülerler arasında da Ak Parti’ye hiçbir zaman oy vermeyeceğini söyleyenlerin oranları yüksek. Bu durumu doğrulayan bir başka sonuç da karşılıklı olarak Muhafazakârların kendilerine en uzak gördüğü gruplar arasında CHP seçmenlerinin, Sekülerlerin kendilerine en uzak gördükleri gruplar arasında Ak Parti seçmenlerinin bulunuyor olmasıdır.


YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Salgın yönetilemiyor, fırtına kapıda!
Salgın yönetilemiyor, fırtına kapıda!
Koronavirüs denetimlerinde ceza alanlar, cezalarını ödemeden kamu kurumlarında işlem yapamayacak
Koronavirüs denetimlerinde ceza alanlar, cezalarını ödemeden kamu...