Reklam
Reklam
Reklam

Kıbrıs Bağlamında Doğu Akdeniz Enerji Havzası Mı Oluyor?

Musa Karademir Yazıları / Kıbrıs Bağlamında Doğu Akdeniz Enerji Havzası Mı Oluyor?

Kıbrıs Bağlamında Doğu Akdeniz Enerji Havzası Mı Oluyor?
01 Eylül 2020 - 12:44
Türkiye ile İsrail ilişkilerinin Mavi Marmara olayı ile kopması sonrasında İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile enerji anlaşmaları yaparak, Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz aramaları başlattı. Aslında uzun süredir Doğu Akdeniz ve Ege’de ciddi petrol ve doğalgaz kaynakları olduğu yönünde bilgiler vardı. Ancak Yunanistan-Türkiye-Kıbrıs Adası bağlamında siyasi sorunların varlığı, Ege ve Akdeniz’de “bir şey yapılamaz” düşüncesini kalıcı kılmıştı.

 

Bu konuyu ilk gündeme getiren GKRY olmuştur. 2003’de Mısır ile münhasır ekonomik bölge anlaşması imzalayan GKRY, 2004’de Birleşmiş Milletlere başvurarak, “münhasır ekonomik bölge” ilanında bulunmuştur. Ancak asıl sorun, 2010’da GKRY ile İsrail arasında bir anlaşma imzalanması ile yaşanmaya başlamıştır.

 

Türkiye-İsrail ilişkilerinin gerilmesi ile İsrail Türkiye’yi yeni bir “çevirme politikası” ile çembere alma girişimlerinden biri de Kıbrıs Rum Yönetimi ile “enerji işbirliğine” gitmesi oldu. 31 Mayıs 2010, Türkiye-İsrail ilişkilerinde kırılma noktasıydı. Zira Mavi Marmara sonrası ilişkiler tamamen kopmuştu.

 

İsrail Türkiye’yi zora sokmak adına, İran, Azerbaycan, Ermenistan, Kıbrıs Rum Yönetimi ile diplomatik atağa geçmişti. Bunlardan biri olan Doğu Akdeniz’de Rumlarla sondaj çalışması, Türkiye’yi bir yandan kızdırırken, diğer yandan da Türkiye’nin bölgede atağa geçmesine neden oldu.

 

Kıbrıs, Akdeniz’de stratejik öneme sahip bir adadır. Akdeniz’in “Güvenlik Kalesi”dir. Kıbrıs yeni dönemde “enerji havzası” olmaya namzettir. Bu bölgeyi daha da önemli kılacak olan ise yeni enerji koridorunun Avrupa’nın Rusya bağımlılığını azaltması olacaktır.      

 

Rusya’ya enerji konusunda göbeğinden bağlı olan Avrupa Birliği, İsrail tarafından bulunan yeni enerji kaynağını Türkiye üzerinden AB ve İsrail’e taşımayı hedeflemektedir. Zaten Kıbrıs Meselesi’nin bir anda sıcak gündeme oturmasının tek nedeni de enerji kaynaklarıdır.

 

Rusya’nın Ukrayna üzerindeki baskısı belki de tümüyle işgal edecek olması hem dünya kamuoyunda hem de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezdinde çok daha derin krizlere neden olacaktır. ABD ve AB’nin Rusya’ya olan ekonomik yaptırımı, krizi derinleştirecektir. Rusya’da krizi derinleştireceğinin işaretlerini hemen verdi. AB’den gıda ve hayvancılık ürünleri alımlarını durdurdu ve aynı şekilde AB menşeili otomobillerin Rusya’ya girişine kota koydu.

 

Rusya ile ABD/AB arasındaki bilek güreşi, dikkatleri Doğu Akdeniz’e ve dolayısıyla da Kıbrıs sorununun çözümüne odaklandırdı. Ancak sorun karmaşık denklemler bütünüdür. Doğu Akdeniz’in uluslararası enerji sektörünün bir parçası olacak olması ve jeopolitiğinin artması, münhasır hakların paylaşımında ciddi diplomatik çaba gerektirecektir. Zira Ada’nın bütününde çözülmesi gereken ana konu şüphesiz, iki toplumlu ayrı iki devletin varlığının tüm taraflarca (Türkiye-KKTC, Yunanistan ve Rum Kesimi) nasıl çözüleceğidir.

 

Rum Yönetimi, Ada’nın tek temsilcisi olduğunu ve münhasır haklarını kullandığını savunurken, arkasına da AB’yi almış durumdadır. Oysa Londra ve Zürih Anlaşmaları ve KKTC’nin varlığını inkar etmek veya yok saymak, saflık hatta diplomatik körlük demektir. Zaten Türkiye bunun böyle olmadığını açıkça göstermiştir.

 

Münhasır hakların korunması, uluslararası hukuk açısından rölatif bir kavram olmakla birlikte, deniz alanlarının, altı ve üstünün kullanımı konusu her ülke için ayrı bir değer taşımaktadır. Ancak Kıbrıs Adası gibi sorunlu bölgelerde, on yıllardır devam eden çözümsüzlüğün varlığı, Doğu Akdeniz’de yeni bilinmezleri gün ışığına çıkarmaktadır.

 

Doğu Akdeniz’deki yeni enerji havzalarının Kıbrıs-Türkiye-Yunanistan arasında oluşturduğu sorunların çözümüne acil ihtiyaç vardır. Özellikle “parsel” bazında paylaşımın yarattığı siyasi gerginlik, “askeri seçenekleri” de masada tutmaya neden olmaktadır.

 

Türkiye’nin tezi KKTC’nin varlığının kabulü ve tüm haklarının korunması üzerinedir. Oysa GKRY, kendini Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sahibi olarak görmektedir. Zaten AB’ye GKRY olarak değil, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak girilmiş ancak Türk tarafına hakları AB tarafından verilmemiştir.

 

Çözümün yolu ise şüphesiz, 1974’den bu yana süren Kıbrıs Meselesi’nin, Kıbrıs Türkü’nün yıllardır süren izolasyonunun sona ermesinden geçmektedir. Kısacası çözümsüzlüğün çözümü’nden, “çözüme gitmek” için enerji önemli bir karttır. Tabi bu bağlamda KKTC, Annan Planı ile çözüm konusunda sınıfı geçmiş, GKRY ise sınıfta kalmıştır.

 

Her ne kadar AB, KKTC’yi yok saymış, sınıfta bırakmış olsa da gelecekte veya çözüm sürecinde ihtiyaç duyduğu enerjiyi Doğu Akdeniz’den sağlamak için, “at gözlüğünü” çıkarmak zorunda kalacaktır. Zira Rusya, dünyanın önemli oyuncularından biridir ve öyle boykotlarla filan diz çökecek bir ülke değildir. Unutmamak gerekir ki Rusya “soğuk savaş”ın ABD ile birlikte başaktörüdür.

 

Kıbrıs’ta “Barış”ın inşası için yeni bir fırsat doğmuştur. Enerji alanında son dönemde yaşanmakta olan gelişmeler, hem Akdeniz hem de çevresel bölge dinamiklerini de önemli ölçüde etkileyecektir. TANAP, Bakü-Tiflis-Ceyhan, Musul-Kerkük benzeri boru hattı veya hatları Akdeniz’i enerji merkezi veya dağıtım kavşağı haline getirecektir.

 

Bu noktada çözüm olacak mı? Olmayacak mı? Sorusunun cevabı önemlidir. Halen KKTC’nin de-facto durumu çözümde esas kriteri oluşturmalıdır. On yıllardır mazlum olan taraf KKTC’dir. Gazi Mağusa’nın verilmesi karşılığında, limanların ve havaalanının açılması gibi kısmi çözümlerle Akdeniz’de barış olmaz ve Türkiye’nin izni olmadan Akdeniz enerji merkezi veya dağıtım kavşağı haline gelemez.

 

Akdeniz’de Kıbrıs sorununun çözümü dışında, İsrail’in varlığı, Ortadoğu’daki yeni gelişmeler ve sınırların yeniden çizilecek olması, Kıyı Afrika ülkeleri olan Libya, Mısır, Cezayir, Fas, Tunus gibi ülkelerdeki siyasi belirsizlik çok bilinmeyenli karmaşık bir denkleminde varlığı anlamına gelmektedir. Bu çoklu denklemde şüphesiz en büyük rol belirleyici ABD ve nispeten de AB’dir. Özellikle AB’nin Rusya doğalgazına olan ihtiyacı, Kıbrıs meselesinin süratle çözümünü gerektiriyor. Bakalım önümüzdeki günlerde Akdeniz’de neler olacak.

 

Çözüme DMW Desteği



Kıbrıs meselesinin çözümü için BM, AB, ABD çerçevesinde çabalar sürerken, Uluslararası Diplomatlar Birliği (DMW)’de KKTC için diplomatik misyon üstlenmiştir. Ocak 2014’de yaptığı ziyarette Cumhurbaşkanı Sayın Eroğlu ile resmi görüşmede bulunmuş ve “KKTC’nin mevcut durumunun kabul edilemez olduğunu” beyan etmiştir.

 

DMW olarak, KKTC’ye destek olmak amacıyla, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu ve beraberindeki heyeti, Ekim ayı içinde Almanya’ya davet etmiştir. DMW’nin diplomatik girişimleri ve organizasyonu ile Almanya’da en üst seviyede bakan, milletvekilleri, eyalet başkanları ve AB yetkilileri ile görüşecek olan Sayın Eroğlu, AB’nin en güçlü ülkesinde, KKTC’nin sesini duyurabilecektir.

 

Bakalım “enerji” Kıbrıs meselesinde ne tür etkiler yapacaktır. Bekleyelim ve görelim.



Musa KARADEMİR



* Akademisyen-AB Uzmanı-Danışman.

* Kıbrıs Amerikan Üniversitesi e. Rektör Danışmanı

* ARGEV Vakfı Kurucu Mütevelli Heyeti II. Başkanı

* DMW Avrupa Diplomatlar Birliği Başkan Yrd.

* Türk Kuzey Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkan Yrd.

* Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Derneği Kurucu Başkan Yrd.

 

musakarademir@turkkibristicaretodasi.org





FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum