Reklam
Reklam
Reklam

Irkçılık, Ayrımcılık Kimlerin İşidir?

Adil Adalet Hacıömeroğlu Yazıları / Irkçılık, Ayrımcılık Kimlerin İşidir?

Irkçılık, Ayrımcılık Kimlerin İşidir?
26 Nisan 2021 - 09:16

Son yıllarda bir “ayrımcılık” sözüdür aldı gidiyor. Türkiye’ye, dolayısıyla Cumhuriyet’e en önemli suçlama da bu noktada geliyor. Cumhuriyet’in kuruluşu sırasında bazı etnik kökenlilerin dışlandığı savı öne sürülüyor. Ayrıca bu savları desteklemek amacıyla Cumhuriyet öncesi dönemlerdeki birtakım olaylar da örnek olarak gösteriliyor. Böylece de “ayrımcılığa” tarihsel kökler de bulunmuş oluyor.

Gerçekten Cumhuriyet’in kuruluşunda ve sonrasında ırkçılık, ayrımcılık yapılmış mıdır? Bu topraklarda, söylendiği gibi, ırkçılığın tarihsel kökleri var mıdır? Bu soruları yanıtlamak için biraz eskilere gitmek gerekir. Anadolu’nun tarihine baktığımızda etnik ayrımcılıklar değil, etnik kaynaşma ve birliktelikler göze çarpar. Tarihin bilinen en eski zamanlarından beri Anadolu, birçok uygarlığın, kültürün, topluluğun yaşadığı, geliştiği, dünyaya ışık tuttuğu önemli bir coğrafya olmuştur. Farklılıklara saygı göstermek, bu toprakların en belirgin karakteridir. Her uygarlık, kendinden önceki uygarlıklara ait tarihsel kalıtı yaşatmış, sahiplenmiştir. Bu nedenledir ki ülkemizin her köşesinde tarih öncesinden başlayarak türlü uygarlığa ait tarihsel, kültürel yapıtlara rastlamaktayız.

Türklerin Anadolu’ya yerleşmelerinden itibaren farklı kültürlerin, ırkların, inançların birlikte yaşaması; çatışmacılığın yerine uzlaşmacılığın gelmesi açısından önemlidir. Anadolu Selçuklularıyla birlikte gelişen ticari etkinlikler, bu uzlaşma kültürünün belirgin örneğidir. Çünkü ticaretin yapılması için istikrar şarttır. Hoşgörünün, farklı kültür ve inançlara saygının, güvenliğin olmadığı yerlerde ticaret yapılamaz. Tacir, kendini güvende hissetmelidir, yoksa ticaret yapmaz.

1492’de İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudileri Osmanlı Devleti’nin kabul etmesi, ırkçı bakış açılarını yok etmektedir. Cumhuriyet döneminde Nazilerden kaçan çeşitli etnik ve dinsel kökenden Alman yurttaşlarının kabulü ırkçı bir anlayışın yapabileceği bir davranış değildir. Yine Cumhuriyet dönemi boyunca birçok ülkeden farklı etnik kökenlerden insanların baskılardan kaçarak ülkemize sığınması ve ulusumuzun bu konuklarına kucak açması önemlidir.

Avrupa’da ve Avrupa’nın kültürel ardılı Amerika’da ırk ve sınıf ayrımcılığı hep kalın çizgilerle olmuştur. Tarihsel süreç içinde bakıldığında milyonlarca insanın yaşamını bu yüzden kaybettiğini görürüz. Avrupa’da cüzamlıların dışlanması, hatta yakılması ayrımcılığın ne boyutta olduğunu göstermektedir. Yine Katoliklerin, Protestanlara uyguladıkları kıyım Avrupa kıtasının kara lekesidir. Bu da farklı inançlara tahammülsüzlüğün göstergesidir. Haçlı seferleri sırasında İstanbul’un (O dönemde Bizans’ın başkentiydi.) yağmalanması, farklı mezheplerdeki Ortadoğu Hıristiyanlarına baskılar, ırkçılığın ve dinsel şovenizmin kanıtıdır.

Sınıfsal ayrımcılığa gelince: Siz, Avrupa’nın geçmişinde efendiyle uşağın, marabanın aynı sofrada oturup yemek yediğini, aynı sosyal ortamlarda bulunduğunu hiç duydunuz mu? Ya da farklı sınıflardan evliliklerin ne kadar kötü karşılandığını biliyor musunuz? Oysa Anadolu’da efendiyle marabanın aynı sofrayı paylaştığını gören Avrupalı gezginler, şaşkınlıklarını gizleyememişlerdir. Hatta bir bey, yanında çalışanın kendi çocuklarıyla evlilik yapmasını yanlış bulmamıştır.

Daha düne kadar ABD’de zencilerle beyazların aynı ortamlarda bulunması bile söz konusu değildi. Zencilerle beyazların evlilik yapması düşünülmeyecek bir durumdu. Amerikan toplumu yıllarca kaynaşmadan, birlikte olmadan varlığını sürdürmüştür. Bu da Amerika’yı kuran Avrupalılardaki ırkçı genlerin ne kadar belirgin olduğunun göstergesidir. Oysa Ege yöresine Osmanlı döneminde yerleşen Afrika kökenli yurttaşlarımızın, evlilikler yoluyla bölge insanıyla kaynaşmaları takdir edilecek bir durumdur.

Irkçılık suçlamasının en çok yöneldiği Kürtlerle Türkler arasındaki evlilik ve kültürel, sosyal alış veriş toplumsal bütünleşmenin güzel bir örneğidir. Siyasal, toplumsal, ekonomik alanların her kademesinde Kürtlerin Türkler kadar yer alması, ayrımcılık suçlamalarını çürütmektedir. Sorun ırksal, inançsal köklerde değil; feodalizmin tasfiye edilememesindedir. Ayrıca geçmişe baktığımızda gayrimüslimlerle, Müslümanlar arasındaki toplumsal ilişkilerin ayrışma, çatışma temelinde olmadığını ve toplumsal birlikteliğin öne çıktığını görmekteyiz.

Batı tarihi, soykırımların tarihidir. İspanyolların Müslüman ve Yahudilere karşı etnik temizliği unutulmamıştır. Fransa’nın; dili, dini ve rengi ayrı olduğu için katlettiği bir milyonu aşkın Cezayirlinin acısı hala yürekleri yakmaktadır. Nazilerin Alman olmayanlara uyguladıkları soykırım ise insanlık ayıbı olarak tarihe geçmiştir. İskandinav yarımadasında Eskimolara uygulanan bilinçli soykırım hareketi ise kuzey Avrupa’nın büyük bir utancıdır. Amerika kıtasında Kızılderililere karşı uygulanan yok etme savaşı ise Avrupa barbarlığının ulaştığı önemi bir zirvedir. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

Irkçılığın, faşizmin, ayrımcılığın kaynağı olan ve her şeyi paradan ibaret gören batılı emperyalistler, kendi genlerindeki ırkçılık, ayrımcılık mikrobunu insanlığın binlerce yıldır vatanı olan Anadolu topraklarına bulaştırmak istiyorlar. Şu bilinmelidir ki onların ırkçılık mikrobuna karşı bizim insanlık aşımız vardır. Bizim insanlığımız onların bu topraklara ekmeye çalıştığı ırkçı tohumlara yeşerme fırsatı vermeyecektir. Yunus’un, Mevlana’nın, Yesevi’nin, Hacı Bek taş’ın torunları ve Mustafa Kemal’in ulusu bu tuzaklara düşmeyecektir.


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum