Reklam
Reklam
Reklam

"Gomonistler Moskova'ya" ve Taksim'de "Kanlı Pazar" Olayı

M. Çınar Çetinkaya Yazıları / “Gomonistler Moskova’ya” ve Taksim’de “Kanlı Pazar” Olayı

"Gomonistler Moskova'ya" ve Taksim'de "Kanlı Pazar" Olayı
21 Aralık 2020 - 09:02

Fatih, Karagümrük (Şimdiki ismi Ahmet Rasim) Orta Okulu son sınıfı ve daha sonrası Pertevniyal
Lisesi 1.sınıfında öğretim gördüğüm yıllarda (1967-1969), Cumartesi akşamları babam bana yarın ki uygulanacak program hakkında bilgi verirdi.

“Oğlum yarın hayırlı bir günümüz olacak. Mitinge gideceğiz, erkenden kalkıp yola koyulmayız.

Babam, “Komünizmle Mücadele Derneği” üyesi olduğundan, beni yanına alarak, o zamanlar sık sık yapılan o meşhur “Komünizmle Mücadele Mitingleri ” katılırdık.

İlk miting öncesi, komünizm hakkında bilgi sahibi olmak için utana sıkıla babama sorardım.

Baba bu miting de ne olacak, komünizm ne demek!”
“Oğlum bu Komünistler dinsiz, kitapsız, Allahsız adamlar. Türkiye’yi ele geçirirlerse tüm camileri yıkıp, Müslümanlığı yok edecekler, bizleri Rusların sömürgesi yapacaklar.

Ve o an da içimde Ruslara karşı bir nefret oluşuyor ve başlıyorum küfürlere.
“Vay namussuz Allahsız gomünistler, sizin topunuzun….”

Hâlbuki ben, Pazar günlerini, tavlamaya çalıştığım komşu kızıyla göz göze gelerek, onu Renk Sineması’na götürmenin ve birlikte aşk filmini seyretmenin hayali ile yaşamak istiyorum.

Ama olamaz böyle bir hayal! Ülkemizi Komünistlerin istila etme tehlikesi var iken, benim o yaşta kız tavlama işleriyle zaman geçirmemin hiç bir gereği yoktu! Bu kız hayali Vatan Hainliği gibi bir şeydi! Ülke elden gidebilirdi!

Hiç unutmam, ilk yürüyüşümüzü çok büyük bir kalabalıkla beraber, Fatih’ten Karaköy-Dolmabahçe üzerinden Taksime kadar yapmıştık.

Ön tarafta bir adam avaz avaz bağırıyor.
“Tekbir!
Hep birlikte haykırıyoruz
Allah-u Ekber
Sonra o bildiğimiz slogan yol boyunca atılıyor.
Gomonistler Moskova’ya, Gomonistler Moskova’ya

Kısa bir zaman sonra babamın kalp rahatsızlığı başlayınca bu yürüyüşlere tek başıma katılmaya başlıyorum.

Bu mitingler esnasında sohbet ettiğimiz bazı kişiler sayesinde, bu komünistlerin nasıl bir insan olduklarını daha iyi anlıyorum
“Bu gomonistler var ya, bunların ninelerini Ruslar şeyetmiş, hepsi Rus dölü. Vatanımızı Ruslara teslim edecekler”
“ İşçi Partisini Ruslar kurmuş, bir sürü para ve silahı bu Allahsızlara göndermiş, bir gece hepimizi kesecekler!”
“Benim memlekette ve burada 2 evim var. Bu gomonistler 2. evimi elimden alıp, yoksullara verecekmiş!”
“ O da bir şey mi, erkek çocuklarımızı elimizden alıp, kendilerine asker edeceklermiş!”

Bu gibi sohbet konularından sonra, ben daha bir heyecanla o cılız sesimle haykırıyorum!
Yoksa bu millet yok olacak!

“Gomonistler Moskova’ya, Gomonistler Moskova’ya”

Hatta bu konuya kendimi o kadar kaptırıyorum ki, zamanın solcu yazarı Çetin Altan’ı bir yerde kıstırıp öldüresiye dövmenin hayallerini kurmaya bile başlıyorum.

Komünistle Mücadele Derneğinin en etkili eylemlerinden biri, devrimcilerin Dolmabahçe açıklarına demirleyen ABD 6. Filosuna karşı Taksimde yaptığı protesto mitingine müdahale ederek-saldırarak- çıkan kavgada 2 kişinin öldüğü 16 Şubat Tarihinde ki o meşhur “Kanlı Pazar” olaylarıdır.

O gün babam rahatsız olduğu için bu miting için evden çıkıp, otobüsle Dolmabahçe’ye geliyorum..
Niyetim bu gün yapılacak 2 adet futbol maçını Mithatpaşa Stadında izlemek.
Ama cepte para yok! Her zamanki gibi stada bedava giriş yollarını arayacağız.

Bu sefer çok yüksek olan stat projektör aydınlatma direğinin en tepesine tırmanıyorum ve orada 2 maçı izliyorum.
(Pilon direk maceralarımı ayrı bir başlık altında yazacağım)

Stat anormal şekilde kalabalık, saha içlerinde bile seyirci var, ancak bu sefer saha kenarlarında polis değil çok sayıda jandarma var.

Seyircinin fazla olmasını, bugünkü mitinge gelenlerin, benim gibi mitingden kaçanların olduğunu düşünüyorum ama jandarmaların statta bulunmalarının nedenlerini anlayamıyorum.

BJK, İstanbulsporu 1-0 yeniyor, pilondan iniyorum ve otobüs durağına gitmeye çalışıyorum ama kalabalıktan gidemiyorum. Dolmabahçe Meydanı tıklım tıklım kalabalık.
Her yerde polisler, jandarmalar, insanlar öyle ortada kalıyorum. (O sırada ABD 6. Filosu Dolmabahçe açıklarında bulunuyor)

Birkaç gençle birlikte Maçka tarafına doğru gitmeye çalışan bir kamyonetin arkasına asılarak Şişli’ye zor bela gelebiliyoruz..

Şişli, Dolmabahçe’den daha kalabalık, koşuşturma kargaşa, panik, ortada anormal bir durum var.
Kalabalıklar arasında yürüyerek Taksime kadar geldiğimde bu kargaşanın nedenini anlıyorum.
Komünist karşıtı İslamcıların, devrimciler tarafından tertip edilen ABD 6. Filo protesto mitingine saldırmasıyla Taksimde Meydanında büyük bir kavga olmuş.
Taksimde dolaşan saldırganların çoğu cübbeli, sarıklı kişiler.
Taksime girmeden Tarlabaşı yoluyla başlıyorum yürümeye..
 Fatihte ki eve döndüğümde yorgunluktan yatıp uyuyorum

(O günkü günlük yazılarımda bu kavgalarda 5 kişinin öldüğünü yazmışım ama gazeteler bu sayıyı “2 ölü, 200 yaralı var” diye haber yapmışlardı.

Bu “Kanlı Pazar” olayından sonra ansızın komşu kızının bana olan bakışları daha can alıcı olmaya başlayınca, bana bir şeyler oluyor ve mitinglere katılanların, Taksim’i basanların cahil-cuhela kişiler olduklarına karar vererek, komşu kızını tavlamak için, derslerimi bahane ederek, mitinglere katılmayı reddediyorum.

Gözlerimin önünde ki perde kalkıyor, beynim açılıyor, kuşları, kızları, tabiatı daha çok sever hale geliyorum.
Fatih, Fevzipaşa Caddesi ve Renk sineması, harika günlerimizin geçtiği güzellik ve gençlik mekânlarımız haline geliyor.
Caddede tüm gençlerle birlikte güzel ve seviyeli arkadaşlıklar kuruluyor, ders saatlerimiz dışında ki yaşantımız dolu dolu geçmeye başlıyor.
Okula gidip gelirken yollarımızın kesiştiği Fatih Kız Lisesinin kızlarına sataşmalar, laf atmalar, tavlama numaraları yapmak, arkadaşlık kurduğumuz kızlarla hep birlikte gezmek, birlikte olmak daha çok heyecan vererek hoşuma gitmeye başlıyor.

Hiçbir arkadaşımızda araba olmadığından Harbiye acık hava konserlerine, Emirgan korusuna, Gülhane parkına, kız arkadaşlarımızla birlikte Fatih’ten çok kalabalık olan belediye otobüslerine tıkış tıkış bir vaziyette biner ve dönüşte saatlerce otobüs bekledikten sonra ölmüş, bitmiş vaziyette gırgır, şamata ile evlerimize dönerdik.

Ancak babamın 1973 yılında ani ölümü sonrası, komünizm karşıtı eylemlere, derslerimi bahane ederek son vermemden dolayı, babama karşı vicdan azabı duymaya başladım.

Babamı kandırmıştım. Yaptığım bu çok büyük haksızlığı gidermek ve kendimi vicdanen rahatlatmak için yarım bıraktığım komünizmle mücadele görevini, babam ve ülkem için tekrar başlatmalıydım.

Ama 12 Mart muhtırası sonrası devletin başına gelen askeri yönetim, ortalıkta komünist, solcu kimse bırakmamış, hepsini içeri atmış veya onları sindirmişti.

Mücadele ve kavga edeceğimiz komünistler ortalıkta pek yoktu.

Ben gene de bu ülke için yapılabilecek bir şeyler olabilir düşüncesiyle, babamın üyesi olduğu Adalet Partisi Fatih İlçe teşkilatının Gençlik Kollarına yazılarak, parti faaliyetlerine katılmaya karar veriyorum.. (Babam, AP 1964 yılı kongresinde Süleyman Demirel’in Genel Başkan seçilmesi için çok emek harcamış bir kişi idi, O yıllarda Süleyman Demirel ile yakın arkadaşlıkları vardı)
AP Fatih Gençlik Kollarının tertiplediği ve katıldığım ilk toplantısında, bir öğretmen biz gençlere marşlar öğretmeye başlıyor.
Parti binası Fevzipaşa Caddesi üzerinde olduğundan, oturduğum cam kenarından, caddeden geçen arkadaşlarıma imrenerek karışık duygular içinde bakarken, bağıra bağıra marş söylüyoruz.
Okuduğumuz marşın bir satırı dikkatimi çekiyor.
“……….Ana yurdumuzda (Orta Asya)  Müslüman genç………”

Ben hemen ayağa kalkıyor ve sert bir şekilde herkesi bir işaretimle susturuyorum.

Hoca bana dönerek soruyor.
“Hayrola evladım ne oldu?”
“Hocam ben bu marşı biliyorum.. Bu mısrada geçen Müslüman genç değil, Türk genci olacak.”
“Evladım bizler zaten Müslüman değil miyiz?, ne fark eder, neden marşa müdahale ediyorsun?”
“Hocam biz Türkler, kılıç zoruyla sonradan İslamiyet’i kabul etmişiz.. Irk başka, din başka şeyler. Marşın bu kısmının orijinalinde bulunan genç, Türk gencidir. Marşın konusu, Orta Asya’da yaşayan bir Türk gencinin kahramanlığının anlatımıdır. O zamanlarda Müslümanlık daha ortalıkta olmadığından, marşın bu bölümünü “Türk Genci” olarak değiştirelim lütfen!”

Hoca küstahlaşıyor:
“İşimi bana sen mi öğreteceksin ulan saygısız it, s..tir git, bir daha buralara gelme, defol!”

Ben büyük bir mutlulukla havalarda uçaraktan, arkamdan beni dövmek için koşan 3-5 kişinin gelen küfürlere aldırış etmeden, koşar adımlarla merdiven basamaklarından üçer beşer atlayarak binadan fırlıyor ve uzun yıllar mahkûm hayatı yaşamış ve sonrası özgürlüğüne kavuşmuş insanlar gibi, caddede arkadaşlarımı kavuşmak için delice koşuyorum.

Öyle ya, ben ölen babama olan sevgi saygımdan dolayı, onun görüşlerine uygun bir oluşumda yer almak için görevimi yerine getirmek istedim ama küstah bir hoca, bu girişimime haksız olarak mani oldu, bana sevecen davranmadı, küfür etti!

Demek ki bu gibi oluşumlarda komünistlerle mücadele etmek için bana yer yok, yani benden kaynaklanan nedenlerden dolayı bir kabahatim yok!
Marşa müdahale etmem, bir yanlışı düzeltmem için doğru bir tepki idi ama beni partiden dışladılar..

Beni kovdular ya .
Artık babama karşı vicdanım rahat!

Gençlik heyecanlarının peşinde koşmaya devam!

(Daha sonra yaptığım araştırmalarda bu Komünizmle Mücadele Derneğinin CIA tarafından kurulduğunu öğreniyorum)


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum