Reklam
Reklam

Gökyüzünün altında

Belgin Gülbağçalar Yazıları / Gökyüzünün altında

Gökyüzünün altında
13 Aralık 2020 - 11:09

Çember iyice daraldı, zor günler geçiriyoruz hepimiz; sosyal, ekonomik, politik. Üzerine bir de salgın. Kişi başına düşen milli sabırla dayanıyoruz çok şükür hala...

Salgın geçecek bir şekilde hiçbir salgın ebediyen kalıcı olmamış ama dünyanın ve ülkemizin geldiği ekonomik koşulların yarattığı ağır travma ve neden olduğu ahlaki çöküntü nasıl geçecek, nasıl iyileşeceğiz?

Hepimiz mucize bekliyoruz bizi bu iktidardan kurtaracak, bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldıracak, tıpkı elinde sihirli bir değnek varmışçasına dokunsun ve her şey düzelsin, hatta hep söylenir ya; bu ülkeye bir ikinci "Atatürk" lazım diye, işte öyle bir mucize bekliyoruz.

Peki insanların ahlakını düzeltecek bir mucize var mı? Aslında bütün bunları yaşamayabilirdik!

Haksızlık yapıldığında karşısında durabilseydik, biz başkalarına yapılan haksızlıklara seyirci kaldık, kendimize yapıldığında kıyameti kopardık, ama o zaman da yalnız kaldık, bizi duyan olmadı. Hırsızlıklara göz yumduk, "çalıyor ama iyi çalışıyor" düşüncesini kabul ettik, bunları her yere yönetici seçtik, belediye başkanı, milletvekili yaptık, ödüllendirdik, alkışladık, bu zihniyetten iyi şeyler bekledik, hala bekliyoruz. Sorgulamadık, denetlemedik, sorumluluk almadık, elimizi taşın altına koymadık. Dürüst, liyakat sahibi nitelikli, aydın insanlar siyaset kirlendi diyerek siyasetten uzak durdu, bu anlayışın kendini yönetmesine izin verdi.

Okulda konuşanların tahtaya yazıldığı bir eğitim sisteminden geçtik, oysa konuşmayanlar yazılmalıydı tahtaya...

Sevmeyi öğrenebilseydik keşke biraz daha fazla...

Bir çocuğu, ağacı, kuşu, börtü böceği, şiiri, sanatı, kitabı, kediyi, köpeği, kadını, erkeği, tüm canlıları, doğayı. O zaman olmazdı bunca nefret, öfke, kin, ego.

Paylaşmayı öğrenseydik ve onun keyfini yaşamayı... Paylaşmak sahip olduklarınla ilgili bir şey değil aslında yürekle ilgili, çok şeyi olan insanlar yürekleri yetmediği için paylaşamıyorlar.

Ormanların ve şehirlerin betona dönüşmesine seyirci kalıyoruz, çöp üretiyoruz, çöp dağları yaratıyoruz, çöpümüzü toplamayı öğrenememişiz hala. Tatil yapma bilincine erişmiş insanların attığı çöplerle dolu yol üzerindeki en güzel manzaralı yerler.

Burada pek çok koy var, çoğunun kara yolu dahi olmayan, tekneyle gelip çöpünü bırakıp gidiyor, çöplerle dolu o güzelim koylar. Bunu bildiğim için buralara giderken çöp torbası, maske, eldiven ve dezenfektan ile gideriz, önce çöp toplar sonra oturur keyfini çıkarırız.

Yine böyle bir günde çöp toplarken genç bir anne kayaların arasına sıkıştırdığı bebeğinin bezini ve yanındaki çöpünü almamı söyledi bana. Artık nasıl bir bakış attıysam ardından özür diledi, onu düzeltecek bir sihirli değnek var mıdır acaba ya da köpeğin ayaklarını kesen, kedinin suratına tekme atan, evcil hayvan alıp sonra sokağa bırakanlar için?

Terkedilmiş kedi dolu burası, köpek te varmış, hepsi de eve alışkın, çocuğunu mutlu etmek için yavru kedi alıp sonra büyüyünce onu sokağa bırakan ve bunu alışkanlık haline getirmiş kadınlar tanıyorum. Yani biz düzelmeden, biz iyi insan olmadan düzelir mi her şey, biz iyi iyileşmeden iyileşir mi dünya?

Burada bu haftanın en iyi haberi benim mayaladığım şahane yoğurt ve yağan yağmurları. Bir haftadır öyle yağıyor ki yağmur demek az kalır sanki bir yangın söndürme helikopteri üstümüzde. Duanın dozunu kaçırdılar mı ne? Teknik bir de hata var galiba yağmur hep Ege ve Akdeniz'de yoğunlaştı.

Uzun zamandır bu kadar yakından tanık olmamıştım böylesine güzel yağmurlara, çiçek ve çam kokulu muhteşem yağmuru seyretmek, koklamak ve çatıya vuran sesini dinleyerek ormanı ve gök yüzünü seyretmek çok keyifli, böylesine güzel bir gökyüzünün altında bu kadar kötülüğün nasıl yaşandığına şaşırarak...


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum