Depreminin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen...
Reklam
Reklam

Depreminin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen ne gerekli önlemler alındı ne de tüketici bilinçlendirildi

TükoDer Genel Başkanı Aziz Koçal: “Deprem bir kez daha kapımızdadır, acele çareler bulunmalıdır. Bu sebeple, Tüketicilerin yaşam güvenliğinin sağlanması için, bilim ve teknoloji kullanılarak Mimarlar, Mühendisler ve Şehir Plancılarının içinde bulunduğu kamusal bir çalışma yapılarak, yaşanabilir ve güvenli kentlerin derhal oluşturulması gerekmektedir. Doğanın tahribinden, şehirlerin talanından bir an evvel vazgeçilmelidir.”

Depreminin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen ne gerekli önlemler alındı ne de tüketici bilinçlendirildi

TükoDer Genel Başkanı Aziz Koçal: “Deprem bir kez daha kapımızdadır, acele çareler bulunmalıdır. Bu sebeple, Tüketicilerin yaşam güvenliğinin sağlanması için, bilim ve teknoloji kullanılarak Mimarlar, Mühendisler ve Şehir Plancılarının içinde bulunduğu kamusal bir çalışma yapılarak, yaşanabilir ve güvenli kentlerin derhal oluşturulması gerekmektedir. Doğanın tahribinden, şehirlerin talanından bir an evvel vazgeçilmelidir.”

Depreminin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen ne gerekli önlemler alındı ne de tüketici bilinçlendirildi
16 Ağustos 2019 - 15:18

Son yıllarda ülkemizde giderek daha sıklıkla yaşadığımız depremler, binlerce insanımızın ölüp binlercesinin yaralanması ile bize unutulmaz acılar yaşatan 17 Ağustos depreminin ardından “Türkiye depreme hazır mı?” sorusunu sorduruyor. Her sarsıntı sonrası yaşanan toplumsal panik, uzmanların hep aynı kritik noktalarla ilgili yaptıkları uyarılar ve “inşallah bir daha yaşamayız” temennileri gösteriyor ki, artık kesin gözüyle bakılan büyük, yıkıcı depreme hala hazır değiliz.
 
17 Ağustos depreminin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen gerekli önlemlerin halen alınmadığını, toplumun deprem gerçeği ile ilgili yeterli bilinç seviyesine ulaşmadığını ve toplumu bu konuda bilinçlendirmekle yetkili ve görevli kurumların da yeterli çalışmalar yapmadıklarını, yıllardır kamuoyunu uyaran sivil toplum örgütlerinin açıklamalarından çok net anlayabiliyoruz.

 
 
Gölcük depremi sonrası Türkiye’de ilk birkaç yılda bazı önlemlerin alındığını sonrasında ise bu önlemlerin yerini “boş vermişliğe” bıraktığını söyleyen Tüketiciyi Koruma Derneği (TükoDer) Genel Başkanı Aziz Koçal, o kara günden bu yana depreme uygun konut ve işyerleri yapılmadığı gibi, deprem sonrası toplanma alanlarının da imara açıldığını ifade etti. Toplanma alanlarının eksikliğinin ve kullanılma tarzının, vatandaşların deprem anında ve sonrasındaki güvenliğini sağlamak yerine tehdit eder hale geldiğini, hatta depremde hayatta kalmanın daha tehlikeli bir hal aldığının uzmanlarca dile getirildiğini söyleyen Koçal, yaptığı açıklamada yetkililere seslendi. Bir kez daha kapımızda olan ve acele çözümler getirilmezse yaşanacak felaketin boyutlarının çok yüksek olacağına dikkat çeken Koçal açıklamasında şu önemli uyarıları yaptı;
 
Bundan 20 yıl önce, 17 Ağustos 1999 tarihinde, Türkiye en karanlık günlerinden birini yaşadı. Malzemeden çalarak, mevzuata uymadan, uygun zemin aranmadan dolgu alanına, bataklık araziye, dere yatağına yapılan, denetimi yapılmayan konutlar büyük bir felaket getirdi. İşte 17 Ağustos depreminde canımızı yakan ve can kaybına neden olan belli başlı sebepler buydu. “Deprem değil, sağlam olmayan binalar öldürür” sözünü bu kara günde bu acı tecrübe ile öğrendik. Resmi rakamlara göre, 18.373 kişi ölmüş, 23.781 kişi yaralanmıştı.
 
Deprem sonrası toplanma alanları da imara açıldı
 
Gölcük depremi sonrası Türkiye’de ilk birkaç yılda alınan önlemler daha sonrasında yerini yine boş vermişliğe bıraktı. Depreme uygun konut ve işyerleri yapılmadığı gibi, deprem sonrası toplanma alanları da imara açıldı.
 
İstanbul’da belirlenmiş olan 493 toplanma ve çadır alanının büyük bir çoğunluğu imara açıldı, AVM ve gökdelenlere dönüştürülerek birilerine peşkeş çekildi. Artık neredeyse deprem sonrası toplanacak boş alanın kalmadığı ilgili meslek odaları tarafından yıllardır dile getirilmekte. Toplanma alanlarının eksikliği ve kullanılma tarzı, vatandaşların deprem anında ve sonrasındaki güvenliğini tehdit eder hale gelmiş ve hatta depreme dayanıklılığı şüpheli evlerden, dışarısı daha güvensiz hale gelmiştir.
 
Ne kadar alana AVM ve rezidans yapıldı?
 
Yetkililerden! Türkiye ve İstanbul’da ne kadar deprem toplanma alanı vardır? Ne kadarı deprem toplanma alanı statüsünden çıkarılmıştır? Bu alanlara ne olmuştur? Ne kadar alana AVM ve rezidans yapılmıştır? Buralar kimlere verilmiştir?   Tüketicinin bilgilenme hakkı evrensel bir haktır. Bu bilgileri kamuoyu ile her biri tüketici olan halkla paylaşılması gerekmektedir. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı kapsamında vatandaşın hayatını tehlikeye atmaktan yetkililer vazgeçmelidir.
 
İstanbul için belirlenmiş toplanma ve çadır alanlarının çok ivedi olarak tespitleri yapılmalı, işgal ve kaçak yapılanma var ise kaldırılmalı, geçmiş yıllarda yapılan hatalı uygulamalar nedeniyle toplanma alanlarının sayılarının azalması da dikkate alınarak, ihtiyaç olan sayıda toplanma ve çadır alanları belirlenmeli ve bunlar halka duyurulmalıdır.
 
Depremde hayatta kalmanın daha tehlikeli bir hal aldığı bile söyleniyor
 
İstanbul’da olası bir depremin felaket getireceğini tüm bilim adamları açıklamaktadır. Öyle ki, depremde hayatta kalmanın daha tehlikeli bir hal aldığı söylenebilmektedir.
 
Anayasamızın 172.maddesinde hayat bulan “Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır,” hükmü gereği, acil olarak olası bir deprem anında ve sonrasında tüketicilerin toplanma ve çadır kurma alanları ve yaşam alanlarının oluşturulması ve vatandaşlarımızın bilgilendirilmesi için yetkilileri göreve çağırmaktayız.
 
Deprem Danışma Kurulu’nda tüketiciler neden temsil edilmiyor?
 
Yıllardır sorduğumuz soruyu bu yıl da soruyoruz, Deprem Danışma Kurulu toplanmaktadır mı? Deprem konusunda tüketicileri bilgilendirme çalışmalarına yön vermek için hiçbir çalışma yürütülmekte midir? Deprem Danışma Kurulu’nda tüketiciler neden temsil edilmemektedir?
                                                                                                                  
Deprem konusunda geleceğe ilişkin çalışmalarda bize yol göstereceğine, rehber olacağına inanmak istediğimiz, Ulusal Deprem Stratejisi “UDSEP” çalışmaları ne aşamadadır? Bu konuda bilgi veren bir yetkili neden yoktur? Meslek örgütleri bu çalışmaların neresindedir?
 
Deprem ile birlikte oluşan can ve mal kayıplarını kadere bağlamak bilim ile bağdaşmıyor
 
Bilimin ve mühendisliğin gereklerini yerine getirmeyerek, depremin bir doğa olayı olduğu gerçeğini kabul etmek ve kadere bağlamak tek kelime ile kolaycılıktır. Deprem ile birlikte oluşan can ve mal kayıplarını kadere bağlamak bilim ile bağdaşmamaktadır. Depremler sonrası yara sarma anlayışından ziyade; bilimin, tekniğin, mühendisliğin ve aklın getirdiği bilgi ile afet öncesi yapılması gereken görevler yerine getirilmelidir. Unutmayalım ki, bir doğa olayının afete dönüşmesi insan kaynaklı eksiklikler ve hatalar zincirinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. İMO ve Üniversitelerin yapmış olduğu incelemeler, yapı stokumuzun sorunlu olduğunu ve deprem güvenliğinin olmadığını ortaya koymaktadır.
 
Bir tsunaminin dolgu olan tüm kıyıları yutacağı unutulmamalı
 
Şehir planlamacıları ve diğer meslek örgütlerinin tüm uyarılarına rağmen vatandaşın yaşamını tehdit eden kıyı dolguları hızla yapılmaya devam edilmektedir. Olası depremin yaratacağı bir tsunaminin (dev dalgalar) dolgu olan tüm kıyıları yutacağı unutulmamalıdır. Bu doğa olayının gündüz veya akşam saatlerinde olabilme ihtimalini düşünmek bile felaketin boyutlarının ne derece korkutucu olduğunu anlamamıza yetecektir.
 
Toplumsal yaşam, deprem tehlikesi dikkate alınarak düzenlenmiyor
 
Ancak üzülerek ifade etmek isteriz ki, karar verme erkini elinde tutanlar giderek artan biçimde, yalın gerçeklikten ve bilim alanından kopmakta olup bilimsel ve teknik doğruları göz ardı etmeye devam etmektedirler. Gölcük merkezli Doğu Marmara Depreminin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen mekân ve çevre güvenliği olan bir yapılaşma düzeninin oluşturulmadığını görmekteyiz. Ve maalesef ki toplumsal yaşam, deprem tehlikesi dikkate alınarak düzenlenmemektedir.
 
Kentsel dönüşümün, adeta rantsal dönüşüm olarak düşünülmesinden vazgeçilmelidir
 
Dahası, mevcut şartlar bahane edilerek yeni bir düzen kurmaya çalışanlar ne yazık ki yeni bir rant sistemi yaratmaktadırlar.  Bu sistemin adı da “Kentsel Dönüşüm” konulmuştur. Yaratılan bu düzen yeni zenginler oluşturmuş yeni rant kapıları açmıştır. Kentsel dönüşüm; sosyal adalet, sosyal gelişim, sosyal bütünleşme, tarihi ve kültürel mirasın korunması ve risk yönetimi ile kapsamlı ve bütünlük arz edecek bir çalışma ile ele alınmalıdır. Tüketiciler yerleşik düzenden uzaklaştırılmadan, birlikte ve ortak yaşam kültürü geliştirilerek kentsel dönüşüm hayata geçirilmelidir. Tek hedef tüketicinin sağlık bir çevrede, güvenli bir konutta yaşamasının sağlanması ve depreme karşı sağlam binaların yapılması olmalıdır. Buna karşın, piyasa koşullarında alınır-satılır bir meta haline dönüştürülen kentsel planlama, yapı üretimi ve denetiminde kamusal denetim yok edilip, meslek örgütleri de sistemin dışına itilerek, toplum afet riskleri ile karşı karşıya bırakılmaya devam edilmektedir. Kentsel dönüşümün, adeta rantsal dönüşüm olarak düşünülmesinden vazgeçilmelidir.
 
Yaşanabilir ve güvenli kentlerin derhal oluşturulması gerekiyor
 
Deprem bir kez daha kapımızdadır, acele çareler bulunmalıdır. Bu sebeple, Tüketicilerin yaşam güvenliğinin sağlanması için, bilim ve teknoloji kullanılarak Mimarlar, Mühendisler ve Şehir Plancılarının içinde bulunduğu kamusal bir çalışma yapılarak, yaşanabilir ve güvenli kentlerin derhal oluşturulması gerekmektedir. Doğanın tahribinden, şehirlerin talanından bir an evvel vazgeçilmelidir.


YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Erkekler, cinsel ilişkiye girdikleri kadın sayısını neden abartarak söylüyorlar?
Erkekler, cinsel ilişkiye girdikleri kadın sayısını neden...
Başkan İmamoğlu’ndan gar ihalesi için ikinci tepki: İstanbul adına çok öfkeliyim!
Başkan İmamoğlu’ndan gar ihalesi için ikinci tepki: İstanbul...