Reklam
Reklam

Daha İyi Yargı Derneği Başkanından Hukuk ve Yargı Yapılanma Önerileri

Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün: "Hukuk reformu uzun soluklu çalışmayla gerçekleştirilebilir"

Daha İyi Yargı Derneği Başkanından Hukuk ve Yargı Yapılanma Önerileri
20 Kasım 2020 - 14:56

Bugün gerçekleştirilen basın toplantısında, TÜRKONFED katkı ve iş birliği ile Daha İyi Yargı Derneği Başkanı Av. Mehmet Gün tarafından kaleme alınan “TÜRKİYE’NİN ORTA DEMOKRASİ SORUNLARI ve ÇÖZÜM YOLU - Yargı, Hesapverirlik, Temsilde Adalet” kitabı konuşularak; katma değer, kaliteli hizmet üretimi ve güçlü ekonomi odaklı "Hukuk ve Yargı Yapılanma Önerileri" paylaşıldı.

Hukukun üstünlüğünü sağlayabilmek için en başta bunu sağlamaktan sorumlu olan yargının çağdaş seviyeye getirilmesi gerekir. Yargı öncelikle ve hızlı bir şekilde verimli çalışmalı, topluma kaliteli hizmet vermeli, şeffaf ve hesapverir hale getirilmeli, bunları sağladığında dünyada eşi benzeri görülmemiş bağımsızlık verilmelidir.

Bu Türkiye’yi dünyanın en ileri yargı sistemine kavuşturabilir, fakat hukukun üstünlüğünü gerçekleştirmek için yeterli değildir. Hukukun üstünlüğü için Türkiye’de halen geçerli olan; kamu görevlilerinin ve yürütmenin keyfi davranabileceğine yorulan, kamu görevlilerinin suçlarının soruşturulmasındaki çağdışı “amir izni” şartını kaldırmak şarttır. Bu şart şimdiye kadar ortadan kaldırılmış, kamu görevlilerinin ihmal ve ihlal suçlarını yargı kendiliğinden soruşturabilir olsaydı; Soma ve Ermenek faciaları, TCDD’nin Pamukova, Çorlu ve Sincan kazaları, Karadeniz bölgesinde sıklıkla gördüğümüz sel ve heyelan gibi afetler olmazdı.

Öte yandan bana göre bir toplum için olabilecek en kötü şey; temel insan hakları ve özellikle fikir ve ifade özgürlüğünün aksaması, bunun uluslararası alanda çok konuşulur hale gelmiş olmasıdır. Baroların gösterilerine getirilen yasaklar, Altan, Kavala, Demirtaş ve benzerlerinin çok uzun tutukluluk halleri ve bu durumun bazılarında - haklarında dava açılmadan bile - AYM ve AİHM kararlarıyla tespit ve mahkum edilmiş olmasına rağmen de sürüyor olması; gazetecilerin haberlerinden dolayı tutuklanmaları, on binlerce vatandaşın yürütmenin başı olan cumhurbaşkanını eleştirmesine tahammül edilmeyip tutuklama kararları verilmesi fikir ve ifade özgürlüğünün ne kadar büyük bir tehdit altında olduğunu gösterir. Bu konulardaki haberleri takip eden herhangi bir yenilikçi bireyin; kendini tehdit altında hissetmesi ve başka ülkeye gitmek istemesi son derece doğaldır. Burada sosyal bilimlerde de yenilikçiliğin hayati olduğunun altını çizmek isterim.

Bu konuda diğer bir sorun da özgürlüklerin teminatı olarak takdim edilen sulh ceza hakimliklerinin toplum nezdinde tutuklama makineleri gibi algılanmasıdır. Kararlarına daha yetkin bir mahkemede değil de diğer bir sulh ceza hakimine itiraz edilir olması; birisinin verdiği serbest bırakma kararına diğerinin tutuklama kararı vermesi toplumun kolayca anlayabileceği şeyler değil; tersine korku duymasına neden olan hukuk karmaşalarıdır.

Bütün bu hususlarda yargı gücünün hukukun üstünlüğünü sağlayabilmesi ve topluma sağlam bir hukuk güvencesi verebilmesi için çok kapsamlı yapısal reformlar yapılması zorunludur. Tamamını iktidardaki siyasi partinin, -bir kısmını yürütme bir kısmını ise yasama yoluyla belirlediği- Adalet Bakanının doğal başkanı olduğu Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) böyle bir hukuk güvenliğini sağlaması mümkün değildir. En başında HSK’nın üye yapısı bu amaca ters düşmektedir.

Toplum, uluslararası piyasalar ile iş dünyası köklü değişiklikler yapılmasını, uzun zamandan beri – biraz da çekingen bir dille dillendirmektedir. Köklü çözümler yapılması zorunludur. Buna da ilk başta yargı gücünü ciddi bir şekilde ıslah ederek, yürütme ve yasama gücünden ve siyasetten tamamen bağımsız hale getirerek, hakimlere ve savcılara tayin edilmeme gibi uluslararası teminatlar vererek başlamak gerekir. Bu teminatların bir anlam ifade etmesi için yargı ile ilgili olarak alınan aday gösterme, atama, tayin ve terfi kararlarının tamamının etkin olarak yasal denetime açılması zorunludur. Türkiye 1981’de darbeci generallerin çıkardığı kanun ve Anayasa ile kapatmış olduğu HSK kararlarının tamamına karşı yargı denetimi yolunu yeniden açmak ve çok etkili olarak işletmek durumundadır.

"Yargı topluma kaliteli hizmet odaklı olarak tasarlanmalıdır"

Yargının bağımsızlığını sağlamak, yargının topluma kaliteli hizmet vermesine bağlıdır. Yargı teşkilatı ve işleyişi, topluma kaliteli hizmet verecek, katma değer yaratacak şekilde yapılandırılmalı; şeffaf ve hesapverir olarak tasarlanmalıdır. O zaman bu zorlu meselenin çözümü kendiliğinden görünür olmaktadır.

Yargı teşkilatının merkezine hâkim ve savcıların özlük ve meslek kuruluşunu değil; hâkim, savcı ve avukat üçlüsünün hizmetlerini düzenleyen, denetleyen düzenleyici bir kurum konulmalıdır. Tütün piyasası için düzenleyici kurul kurmak fakat yargı hizmetleri için kurmamak garip değil midir? Yargı hizmetleri, ülke için tütünden daha değerli değil midir?

Yargı kurullarını siyasilerin, yargıçların veya bir menfaat grubunun kontrolüne bırakmanın acı sonuçlarını çok ağır yaşamış olan Türkiye kimsenin etki ve nüfuz altına alamayacağı; siyaset, yürütme ve yasamadan tam bağımsız bir düzenleyici kurul oluşturmalıdır. Bu yapıda tüm işlem ve kararlar yargı denetimine açılmalı, bu amaçla uzman bir mahkeme oluşturulmalıdır.

Kısaca Adalet Yüksek Kurumu Önerisi

Yargı hizmetlerini veren meslekleri; hâkim, savcı, avukat, noter ve arabulucu mesleklerini tamamen bağımsızlaştırıyoruz; bu meslekler kendi özerk mesleki kuruluşlarını kuracak, yönetecek ve kaliteli hizmet vermeye odaklanacaktır. Yargı ile ilgili bu meslek kuruluşlarına diğer kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından farklılaştırılacak ve Yargısal kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olarak düzenlenecektir.

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), düzenleyici bir kurum olan Adalet Yüksek Kurumu’na (AYK) dönüşecek; öncelikle amacı, bütün yargı organizasyonunun topluma kaliteli yargı hizmetleri vermesini sağlamak, bunu sağlayacak düzenlemeleri yapmak olacaktır.

AYK’nın iki temel işlevi öngörülmektedir: (1) Adalet ve hukuk politika, tercih ve önceliklerini belirlemek; (2) Bunları hayata geçirecek icraatları gerçekleştirmek. Bu amaçla, yeteri kadar icra dairesi kurulacaktır.

Üye kompozisyonu, bütün paydaşların temsilcilerinden oluşacak ve AYK’nın ihtiyaçlarına uygun nitelik ve sayıda ve hiçbir grup veya kurumun nüfuz oluşturamayacağı şekilde ve büyüklükte olacaktır.

Yargı ile ilgili bütün işlem ve kararlar, yargı denetimine tabi olacak; bu amaçla uzman bir Adalet Yüksek Mahkemesi kurulacaktır.

Bu sistemle ilgili olarak Adalet Bakanlığı’nın üstlendiği yargısal rol ve yetkiler, Adalet Yüksek Kurumu’na aktarılacak. Bakanlık yan hizmetler verecek.


TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan: “Yeni ekonomi yönetiminin açıkladığı, mali ve finansal istikrar ile makro-ekonomik istikrarın sağlanmasının yolu, evrensel demokrasi standartlarını yakalamaktan geçiyor.”

“Ekonomi ile demokrasi arasında dolaylı değil doğrudan bir ilişkinin olduğunu unutmamalıyız. Kalkınma için ekonomik faaliyetler artık yeterli değil. Yüksek demokrasi standardı, hukukun üstünlüğü, fikir ve ifade özgürlüğü gibi evrensel değerler, ekonomide güven ve istikrarın da anahtarı. O nedenle demokrasinin kurumsal ve zihniyet olarak güçlenmesi, ekonomik istikrarın sağlanması ile toplumsal refahın gelişmesine katkı yapmaktadır. Yeni ekonomi yönetiminin açıkladığı, mali ve finansal istikrar ile makro-ekonomik istikrarın sağlanmasının yolu, evrensel demokrasi standartlarını yakalamaktan geçiyor. Ne yaparsak yapalım, kapıları açan anahtar hukukun üstünlüğü, fikir ve ifade özgürlüğü ile yüksek demokrasi standartlarıdır.

Finansal istikrarı sağlamanın birincil koşulu bağımsız, güçlü kurumların varlığıdır. Güçlü bir ekonominin temelini güçlü kurumlar oluşturur. Bir ülkenin kurumları gücünü demokrasiden alır. Hukuk devleti başta olmak üzere, kurumlarımızı ve demokrasimizi güçlendirecek her adım ekonomimizi güçlendirecek, finansal istikrara katkı yapacaktır. Siyasi partiler ve seçim kanunu başta olmak üzere kurumlarımızın denge ve denetim mekanizmasının işlerliği ile bireysel ve kolektif özgürlükler alanını genişleten bir demokratik yönetim sistemi, toplumu ve ekonomiyi arzu edilen derinliğe kavuşturacaktır. Kurumlarımızın bağımsızlığı kadar liyakate dayalı, şeffaf ve hesap verir bir yönetim anlayışı bağışıklık sistemimizi güçlendirecektir. Hukukun üstünlüğü temelli demokratik reformlar dayanıklılık gücümüzü artıracaktır.”


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum