Reklam
Reklam
Reklam

Bize İnsanlık Öğretenlere Bak

Adil Adalet Hacıömeroğlu Yazıları / Bize İnsanlık Öğretenlere Bak

Bize İnsanlık Öğretenlere Bak
24 Mayıs 2021 - 10:30

AB ülkeleri yıllardır türlü neden ve amaçlarla ülkemize temsilciler, komisyonlar gönderiyorlar. Müfettiş edasıyla gelen bu kişiler, bize sık sık “insan hakları” konusunda eleştiriler yapıp akıl öğretiyorlar. Zaman zaman da ülkemizi insan haklarının ihlal edildiği bir yer olarak gösteriyorlar.

Ülkemizde insan hakları açısından her şeyin çok düzgün gittiğini söyleyemeyiz. İnsanların çöpten ekmek toplayarak beslenmesi insan haklarına uymaz. İş güvencesinin ve güvenliğinin olmadığı, insanların madenlerde, tersanelerde; doğal afetlerde, trafik kazalarında sıkça yaşamını yitirdiği bir ülkede insan hakları sorgulanabilir. İktidarı eleştirdiği için işinden olan gazetecilerin yaşadığı bir ülkeyiz. En önemlisi de iktidar muhalifi gazetecilerin, öğretim üyelerinin, hukuk adamlarının, askerlerin, düşünürlerin ve siyasetçilerin tutuklanıp yargılandığı bir ülkede yaşıyoruz.

Yolsuzluğun çığ gibi büyüdüğü, türedi zenginlerin boy gösterdiği, varlığın siyasal iktidarlara göre el değiştirdiği, halkın gittikçe yoksullaştığı bir ülkedir Türkiye. Beslenme, barınma, düşünme ve düşündüklerini ifade etmenin olmadığı bir yerde insanlıktan söz edebilir miyiz?

Peki, bu anlı şanlı AB temsilcileri neyle ilgilenirler? Yukarıda kısaca sözünü ettiğimiz insanlık dışı olaylar, onların ilgi alanına girmez ve bu nedenle de bu tür konularla ilgilenmezler. Onlar, “insan hakkı” ndan bölücü terör örgütünün haklarını korumayı anlarlar. Teröristlerin yaşamsal güvenlikleri, onlar için çok önemlidir. Bölücü başının beslenmesi, barınması, canının sıkılmaması için yanına mahkum verilmesi önemlidir. Hatta terörist başına seks izninin verilmesi bile gazetelerde manşet oldu. AB temsilcileri istiyor, bizim AB sevdalısı yöneticilerimiz hemen yerine getiriyor. Basınımızın büyük bölümü de bu uygulamaları alkışlayarak göklere çıkarıyorlar. Burada amaç, akıl almaz yeni uygulamalara ortam hazırlamak. Son günlerde dillere pelesenk olmuş söz şu: “Bu yapılanlar AB ilerleme raporunda kesinlikle yer alır.” Böylece kamuoyu uyutuluyor.

Bize “insan hakları” dersi veren AB ülkelerinin geçmişi, insan hakları açısından nasıldır? Çok eskilere gitmeden herkesin kolayca anımsayacağı bir örgütten söz edeceğim. AB’nin kurucularından ve ekonomik bakımdan en güçlü ülkesinden, Almanya’dan bir örnek vereceğim.

1968’de Avrupa’da başlayan, sonra dünyanın birçok ülkesine yayılan Amerika karşıtı, özgürlükçü gençlik hareketleri Almanya’da da kendini gösterdi. Amerikan üsleri ve işbirlikçi diktatörler protestoların hedefiydi. 2 Haziran 1967’de İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Berlin’e gelişini protesto etmek amacıyla başlayan gösteriler ayaklanmaya dönüştü. İlk kez bir gösteriye katılan Benno Ohnesorg başının arkasından vurularak öldürüldü. Böylece 2 Haziran Hareketi doğdu. Almanya çapında Vietnam Savaşını protestolar yaygınlaştı. Bu gösteriler sırasında Kızıl Ordu (RAF) içinde Baader-Meinhof grubu örgütlendi. Hızlı bir eylem süreci başladı. Amerikan üslerine ve Alman kapitalizminin tanınmış yöneticilerine karşı silahlı saldırılar başlattı bu grup. Rehineler alındı, uçaklar kaçırıldı. Kurtarma operasyonlarında Alman gizli servisi ve polisi, eylemcilere yaşama hakkı tanımadı. Eylemcilerin tamamına yakını öldürüldü. Bir süre sonra grubun üyelerinin büyük bölümü tutuklandı.

Peki, tutuklananlar ne oldu, Alman mahkemelerinde adilce yargılanıp cezalarını çektiler mi? Parlamento, ceza yasasını değiştirip sert önlemler alınmasının yolunu açtı. Tutuklularla avukatlarının görüşmeleri kısıtlandı. Hücrelerde yatan mahkumlar, avukatlarıyla görüşmeden önce ve sonra çırılçıplak soyundurulup aranıyor ve görüşme böylece başlıyordu. Görüşmenin bitiminde ise mahkumlara yeni giysiler giydiriliyordu. Örgütün kurucularından Ulrike Meinof’un 1976’da hücresinde havludan yaptığı iple intihar ettiği açıklandı. İngilizlerce yapılan otopside Meinof’un asılmadan önce öldürüldüğü belirlendi. Ayrıca cinsel organında spermler bulundu. Bunalıma girdiği söylenen Meinof, beyni çıkarılarak defnedildi.

1977’de örgütün diğer lideri Andreas Baader ve iki arkadaşı hücrelerinde ölü olarak bulundular. Üçü de vurulmuştu. Solak olan Baader, kendini sağ eliyle vurmuştu. Üstelik kurşun, ense kökünden girmiş, alnından çıkmıştı. Resmi kayıtlar böyle söylüyordu.

Hücresinde ölü bulunanlardan biri de Gudrun Ensslin’di. Ölmeden önce ailesine şöyle yazmıştı: “Eğer benden geriye hiç mektup kalmadıysa ve ölü bulunduysam; suikaste uğramışımdır.” Bu örnekler çoğaltılabilir, ancak bu kadarı yeter sanırım. Baader-Meinof grubu çökertildi. Yaşayan kimse kalmadı birkaç kişi dışında. İşte “insan haklarına dayalı Alman adaleti (!)”. Peki, bu sırada Federal Almanya’da iktidarda kim var biliyor musunuz? Alman Sosyal Demokrat Partisi (SDP), başbakan da Helmut Schmidt…

Şimdi kalkmış bu adalet dağıtıcıları PKK teröristlerinin ve bölücü başının hakkının, hukukunun peşindeler. Neden mi? Çok açık değil mi her şey?

Eğer birileri insan hakları dersi almak istiyorsa bu topraklardan, bizim topraklarımızdan öğrenecekleri çok şey var. Bize dokunmayın, bizi bize bırakın, tarihin derinliklerinden süzülerek gelen insanlığımızı yok etmeyin, yeter.


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum