Reklam
Reklam
Reklam

Benim için ağlama Arjantin!

Belgin Gülbağçalar Yazıları / Benim için ağlama Arjantin!

Benim için ağlama Arjantin!
04 Nisan 2021 - 10:24

"Don't cry me Argentina"
Benim için ağlama Arjantin!

Yürüyüş esnasında YouTube’dan dinlediğim müzik kanalı kulağıma bu şarkıyı gönderince bir anda Arjantin'e gittim ve anılarıma...

Bu pazar Kumlubük'ü anlatacaktım, iş değişti.

Henüz yeni evliyiz, uzunca bir sefere çıkmayı planlıyoruz eşimle birlikte, "time- charter" dedikleri Türkiye' ye pek uğramadan nerede yük bulursa oraya giden, nereye gideceği önceden bilinmeyen uzuuun bir sefere.

Mart ayıydı İstanbul'dan hareketimiz, eşim muhtemelen Kanada'ya gideceğimizi bu yüzden kışlık giysiler koymamı tembihledi, abartmışım tüm bavulu kalın kışlık giysilerle doldurmuşum, nereden bileceğim ben o zamanlar şimdiki gibi bilmiş değilim henüz. Gemi zaten sıcacık, Kanada'ya gitsen bile bu kadar kışlık giysiye ne hacet? Yazlık pek bir şey koymamışım.

Cibratır’a (Cebelitarık boğazı) doğru gidiyoruz, bu arada gemide kazan kaynıyor nereye gideceğimiz hakkında, rüyasında görenler, tahmin yürütenler, şakalar falan gırla...

Cibraltır geçildi, haber geldi Arjantin'e gidiyoruz!

Tam ters istikamet, boşa gidecek bizim kışlıklar, Ekvator geçeceğiz, yazlık giysim de az. (Kadınların klasik ne giyeceğim takıntısı, nerede olursa olsun)

Ama daha önce bir aksilik var! gemi makine arızası nedeniyle Kanarya adalarına gidecek önce. Allah verdikçe veriyor, hayal bile edemeyeceğim yerler Arjantin, Kanarya adaları, rüyada mıyım ne?

Bir yere gitmeden önce hayalini kurarım hep önceden zihnimde nasıl bir yer olduğu hakkında ama burası hayal ettiğim gibi değil, koca koca gökdelenler, öyle bizim Burgazada, Heybeliada gibi değil yani. Beş gün kaldık orada, gemide baş mühendisin eşi ve küçük iki çocukları, ikinci mühendisin eşi var benden başka yolcu olarak, eşim de ikinci kaptan daha o zamanlar, ne kadar genciz.

Kanarya adalarının ucuzluğu dikkatimi çekmişti, oradan biraz giysi aldım, sıcak iklime uygun, zira yazlık giysim yok denecek kadar az. Bir de salatasını hatırlıyorum, tadını hiç unutmadığım, hep birlikte yemeğe gitmiştik şefin tavsiyesi "Kanary salad" (kanarya salatası) müthişti, yemekleri hatırlamıyorum ama salatanın tadı yıllar sonra hala damağımda.

Kanarya adalarından hareket ederken acente bize kafes içinde kuşlar getirdi, hediye, kanarya kuşu, ben almadım, kafeste kuş sevmiyorum, baş mühendisin eşi aldı, artık bir de kanaryamız var gemide "Nuh'un gemisi olmamıza az kaldı.

Uzuuun  ve sakin bir yolculuktan sonra Arjantin'e vardık, Bahia Blanca'ya gideceğiz, uzun bir de  nehir yolculuğu var günler süren, kılavuz kaptan eşliğinde, kaptanlar pek hazzetmezler kılavuz kaptanlardan ama yöreyi iyi tanıyan kılavuzları da almak zorundalar, yine de komutayı vermek istemezler, bazen kızar, bağırırlar, hatta gemiden kovanı bile olmuş.

Şükür sorunsuz geldik limana birkaç gün de açıkta demirde kalacağız, mısır yükleyeceğiz. Deniz Nakliyat'ın dökmeci diye tabir edilen "Urfa" gemisi.

Limanda 5 gün kaldık ama eşim gemiyi bırakamıyor yükleme esnasında, biz personel, efendi kaptanlar falan, kim dışarıya çıkıyorsa onlarla çıkıyoruz şehri gezmeye.

Tahliye'nin son günü eşim yine gemiyi bırakamaz, ikinci mühendis te gemiye yakıt alınacağı için çıkamıyor, biz ikinci mühendisin eşi Solmaz hanım'la son kez dışarıya çıkmaya kararlıyız, gemide herkesin işi var, bizden başka dışarıya çıkacak olan yok. Zorla izin aldık eşlerimizden, söz verdik en yakın yerleşim yerine yürüyerek gidecek ve en geç birkaç saat içinde geri döneceğiz. Gemiden indik, limanda yürüyoruz gemi kaptanı Günal Akokan ; "nereye gidiyorsunuz diye sordu? Anlattık, yürümeyin siz dedi, ben size bir taksi çağırayım, o sizi götürsün ve de geri getirsin" Tamam dedik Kaptana itiraz edecek halimiz yok!

Taksi bizi yakındaki küçük kasabaya değil Bahia Blanca'ya götürdü, bir saatten fazla sürdü yol, merkezde bir yerde indik ve saat beşte bizi gelip almasını söyledik, okey dedi, zaten nasıl anlaştıysak, adam İngilizce bilmiyor, biz de İspanyolca bilmiyoruz ama anlaştığımızı düşünüyoruz.

Biz güzel bir şehir turu yaptık Solmaz Hanım'la birlikte, alışveriş yaptık, hediyelikler aldık, deri işçiliği çok meşhur, el işçiliği ayakkabı, botlar, çantalar, kemerler, onlardan aldık, bir postaneye girdik, sevdiklerimize kartlar yazıp yolladık öyle güzel bir adet vardı o zamanlar, tatile falan gidildiğinde bile kart yollanırdı.

İnsanları sıcak, cana yakın, İspanyol ve İtalyan asıllı, bizim gibiler biraz da, yüksek sesle konuşmayı ve tartışmayı seviyorlar, hemen her adım başı futbol konusunda tartışıldığı belli olan kavgalara rastlıyorsunuz. Damak tadı da uygun bize, ete çok düşkünler ve etleri çok lezzetli. Empenada diye hamurun içine konulmuş etle yapılmış, bizim kıymalı böreğimize benzeyen bir atıştırmalığı çok tanıdık gelmişti bize.

O yıllarda daha bir yoksuldu, enflasyonu hiç tutamıyorlar, 50 dolar bozduruyorsun neredeyse bir çuval para alıyorsun.

Eva Peron'u çok seviyorlar, hala duvarlarda resimleri var. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi için çalışan, politik, sosyal ve sendika faaliyetlerinde bulunan "Evita" dedikleri bu kadını çok sevmişler.

Biz böyle güzel vakit geçirdikten sonra taksinin bizi alacağını düşündüğümüz yere geldik fakat taksi falan yok, uzunca bir bekleyişten sonra taksinin gelmeyeceğini anlayıp limana nasıl gideceğimizi düşünmeye başladık, yine oraya gidecek başka bir taksi bulmalıydık, yol bayağı uzun, geç kaldığımızı da anladık artık ama yapacak bir şey yok!

Bu arada geminin tahliyesi beklenenden daha erken bitmiş biz hala yokuz, Ahmet Kaptan öfkeden ve meraktan deliye dönmüş, ne yapacağını bilemiyor, cep telefonu falan da yok o zamanlar. İkinci mühendis çok rahat davranıyor, eşimede de rahat olmasını söylüyor, "onlar ne yapar eder bizi bulurlar, merak etme diyor, hatta "boş ver Ahmet kaptan, hazır bahane bulmuşken kurtuluruz bunlardan diye espri yapıyor ama eşimin şaka falan kaldıracak hali yok, müthiş öfkeli.

Gemiye vaktinde ulaştık ama Ahmet kaptanın o öfkeli bakışını hiç unutmuyorum, bugün bu yazıya kızgın emojisi koyabilir, o derece yani.

Her hatırladığımda çok gülerim bu anıma, hele eşimin bana söylenirken; sanki çocukluğu burada geçmiş, bu ne rahatlık, demesi...

Bizim hiçbir günahımız yoktu, gemi kaptanının nezaketi ve yanlış anlaşılmalar bize bu güzel anıyı yaşattı, iyi ki de yaşattı, yoksa anılar nasıl oluşacaklar?

Arjantin'den demir alarak Rusya'ya gideceğiz, o zamanlar tam bir demir perde ülkesi, Sovyetler Birliği dağılmamış henüz, ne çok merak ediyorum orayı da görmeyi. Her şeyi, her yeri çoook merak ediyorum, daha da görmek istediğim ne çok yer var ülkemde görmediğim, nasıl sığdıracağım bunları ömrüme, bazı ülkeleri de bir kez daha görmek istiyorum üstelik!

Uzun bir yolculuk bekliyor bizi ve inanılmaz anılar yaşayacağız Rusya'da...

Bir başka pazar yazısında anlatmak üzere, mutlu bir gün diliyorum


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum