Reklam
Reklam
Reklam

Bahar bu, her şeye rağmen geliyor

Belgin Gülbağçalar Yazıları / Bahar bu, her şeye rağmen geliyor

Bahar bu, her şeye rağmen geliyor
24 Ocak 2021 - 09:56

"Papatyalar diyorum bayım
Neden bu kadar güzeller”? (N. Hikmet)


Kaldırımın kenarında açar bütün saflığıyla, yer seçmez öyle ama saksıya da sığmaz yani papatyalar. Özgürlüğüne düşkün, öyle kendi kafasına göre, istediği yerde, kimseleri de beklemeden açarlar. İsyankâr, kural tanımaz, narin gibi görünse de çok güçlü ve dirençli, kolay sökemezsin toprağından.

Ne de güzel süsler doğayı hele gelinciklerle buluştuğunda.

Sevenlerin falına bakar umut olur onlara, bahar olur.

Bu sabah kahvaltıya yılın ilk papatyalarını ve badem çiçeklerini yetiştirdim size, henüz daha yeni açtılar, aslında bir haftadır şüphelenmiştim hallerinden, pürçek pürçek tomurcuklanmalarından ve bugün hepsi olmasa da yüksektekiler çiçek açtı, birkaç güne kadar da gelin gibi beyaza bürünürler.

Bahar bu, her şeye rağmen geliyor ve çiçek açıyor ne ölüm dinliyor ne acı ne de salgın...

İstanbul'a yağan kar buraya da ayazını gönderdi, birkaç gün ciddi soğuk oldu, sabahları 1 dereceleri falan gördük, hiç alışık değilim Turunç'un bu soğuk hallerine, flört eden sevgililer gibi tanımaya çalışıyorum, bilmediğim huylarını öğreniyorum.

Soğuk, hafif rüzgârlı ve bol güneşli birkaç günün ardından ılık ve yağmurlu bir hava geldi şimdi. Dağların başı dumanlı, kara bulutlu, tıpkı ülkem gibi.

Bugün Süheyla hanımın evinin önünden geçerken eski güzel halinden eser kalmadığını gördüm, üzüldüm.O zamanlar gençti tabii, şimdi bir hayli yaşlanmış, yapamıyor artık pansiyonculuk.

Turunç'a ilk geldiğimiz yıllarda kalmıştık, "Bilge Pansiyon" du o zamanlar, bakımlı ama özentisiz, temiz, yeşillikler içinde, denize, hem de dünyanın en güzel denizine birkaç metre uzaklıkta. En fazla birkaç ailenin kalabileceği, odaları bahçeye ve yeşilliğe açılan bahçede, açık bir mutfağın olduğu ve ortak kullanıldığı, sevginin, saygının ve paylaşmanın en güzel günleriydi. Orada tanıştığımız Ordu'lu bir hâkim, diyetisyen eşi ve iki küçük oğlu, ile, Sivas'tan gelen binbaşılıktan emekli olmuş Doğan bey, öğretmen eşi, kızları Devrim ve Deniz ile birlikte yeni insanlar tanımanın, paylaşmanın, sevgi ve samimiyetin en güzel örneğini yaşamıştık. Sabahları herkesin kendi yöresine göre hünerini gösterdiği değişik ve leziz kahvaltılar yapar, akşamları da güzel bir iş bölümü ve paylaşımla mangal yakılır, keyifli sohbetler edilirdi.

Öyle hesap kitap yapılmazdı ne iş ne de para konusunda.

Çocuklar birbiriyle çabucak kaynaşır, arkadaş olur, hoşça vakit geçirirlerdi, öyle "canım sıkılıyor" diye dert olmazlardı anne babalarına. Köyde market yok, kasap yok, her şey Marmaris'ten alınır. Küçücük bir fırın vardı, yaşlı bir karı koca işletirlerdi o kadar amatörlerdi ki ekmek bazen kabarır, bazen kabarmazdı ama hep çok lezzetli olurdu, odun ateşinde pişirirler, pide, poğaça ve benim çok sevdiğim un kurabiyesi de yaparlardı.

Akrabalık gibi mecburiyet olmadan samimi dostlukların tadına doyum olmuyor, öyle gösterişsiz, içten ve samimi. Birkaç yaz denk getirdik onlarla birlikte tatil yapmayı, hiç unutamadığım dost insanlardı, güzel insanlardı.

Sorsanız şimdi aynı şartlarda aynı insanlarla tatil yapmayı yeğlerim.

Oldum olası sevemedim o, beş yıldızlı tatil köyü dedikleri toplama kamplarını, bir de o kadar para verdim boşa gitmesin diye koştur dur bir havuza, bir denize, animasyonlara, açık büfe yemeklerde çatlayıncaya kadar yemeleri.

Gerçi şimdi onlara bile hasret kaldık ya...

Hepimiz çok daraldık, yorulduk,

"Biraz mavi
Biraz bahar
Biraz sessizlik
Biraz deniz kokusu
Biraz da huzur lazım"

Şairin dediği gibi...
Şimdi kahvemizi içip her şey yolundaymış gibi davranmalı, başka çare yok!


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum