“Allah ve Resulün Yasakladığını Haram...
Reklam
Reklam

“Allah ve Resulün Yasakladığını Haram Saymayan Kitap Ehliyle Cizye Verinceye Kadar Savaşın” İfadesi Ne Manaya Geliyor? (Tevbe, 29)

Mehtap Gözükan Yazıları / “Allah ve Resulün Yasakladığını Haram Saymayan Kitap Ehliyle Cizye Verinceye Kadar Savaşın” İfadesi Ne Manaya Geliyor? (Tevbe, 29)

“Allah ve Resulün Yasakladığını Haram Saymayan Kitap Ehliyle Cizye Verinceye Kadar Savaşın” İfadesi Ne Manaya Geliyor? (Tevbe, 29)

Mehtap Gözükan Yazıları / “Allah ve Resulün Yasakladığını Haram Saymayan Kitap Ehliyle Cizye Verinceye Kadar Savaşın” İfadesi Ne Manaya Geliyor? (Tevbe, 29)

“Allah ve Resulün Yasakladığını Haram Saymayan Kitap Ehliyle Cizye Verinceye Kadar Savaşın” İfadesi Ne Manaya Geliyor? (Tevbe, 29)
28 Şubat 2019 - 13:49

Daha önce de belirttiğim gibi Kuran, kendi kendini açıklayan bir kitaptır. Tek bir ayete bakarak, ayette bildirilen konu hakkında bir çıkarımda bulunulamaz. İlgili ayetin öncesindeki ve sonrasındaki ayetler ve ayette yer alan konu ile ilgili diğer ayetler göz önünde bulundurulmazsa, doğru sonuca ulaşmak mümkün olmaz. Bu nedenle Kuran’a bütün olarak bakmak ve her konuyu bağlamı içinde değerlendirmek gerekir. Her başlıkta, konunun pekişmesi için bu bilgiyi tekrar etmekte fayda görüyorum. Kısa hatırlatmanın ardından aynı mantıkla Tevbe Suresi 29. ayeti anlamaya çalışalım:
.
Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve resulünün haram ettiğini haram saymayan ve hak dini din edinmeyenlerle, onlar kendi elleriyle cizye verip de küçük düşünceye kadar savaşın. Tevbe Suresi, 29
.
Bu ayeti okuyanların büyük bölümünün ilk etapta vardığı sonuç ortalama şöyledir: “Şayet kitap ehli müşriklerden Allah ve resulün haram kıldığı domuz eti, kan, leş gibi haramları haram kabul etmeyen, İslam’ı benimsemeyen olursa, cizye verinceye ve İslam hükümlerini kabul edinceye kadar onlarla savaşın.” Bu sonuç, Kuran’ın pek çok ayeti ile çelişen, alakasız bir sonuçtur. “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur” (Bakara Suresi, 256) diye buyuran Allah, Tevbe 29’da zor ve baskı ile, “Allah’ın haram kıldıklarını haram kabul edip İslam’ı benimseyinceye kadar kitap ehlinden inkâr edenlerle savaşın” der mi? Elbette demez. Demek ki burada bahsedilen konu farklı. Tevbe 29, savaş ayetlerindendir. Bir savaş ayetini anlamak için, savaş hükmünün bulunduğu diğer tüm ayetleri bilmek ve bütüne bakarak sonuca varmak gerekir. Savaşın başlama hükmünü tekrar hatırlayalım:
.
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (müminlere, savaşma) izni verildi. Hac Suresi, 39
.
Tevbe Suresi’ni başından itibaren okuduğunuzda, haram aylarda savaşmama konusunda Müslümanlar ve Müşrikler arasında anlaşma yapıldığını, ancak bu anlaşmaya uymayan müşriklerin, müminlere saldırdığını görebilirsiniz. Tevbe Suresi 29. ayette çoğu kişinin en çok takıldığı nokta, “Allah ve resulünün haram kıldığını haram saymayanlar” kısmıdır. Bu bölümü açıklamadan önce kısa bir not düşmekte fayda var. Kuran’da geçen “Allah ve resulü” ifadesi kalıptır. Resul, Allah’tan aldığı mesajı ekleme çıkarma yapmadan insanlara ileten kişidir. Dolayısıyla Allah ve resul kalıbını gördüğümüzde iki farklı makam akla gelmemelidir. Allah’ın haram kıldığı ve resul/elçinin insanlara beyan ettiği haram anlaşılmalıdır. Çünkü, “Hüküm, yalnızca Allah’ındır” (Yusuf Suresi, 40), yani bir haram varsa bu sadece Kuran’da aranmalıdır. Şimdi Tevbe 29’da Allah ve resulünün haram kıldığı ne olabilir onu düşünelim. Domuz eti? İhramlıyken kara avı? Anne babaya kötü davranmak? Elbette bahsedilen bu haramlar değildir. Zira dinde zorlama ve baskı olmadığı için, bu haramlar iman eden müminler için bağlayıcıdır, inkâr edenler için değil. O zaman kitap ehlinden müşriklerin kabul etmesi istenen haram nedir? Konuyu bağlamı içinde değerlendirirsek iki sonuç çıkar karşımıza:
.
Sana haram ayda/savaşın yasak olduğu ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: “O ayda savaşmak büyük bir günahtır.” Bakara Suresi, 217
.
Haram aylarda savaşmak Müslümanlara yasaktır. Bu nedenle kitap ehlinden olan müşrikler ile Müslümanlar arasında, bu aylarda savaş yapılmayacağı hususunda anlaşma yapılmıştır. Ancak kitap ehlinden müşrikler, haram aylarda savaşın olmayacağı konusunda yapılan anlaşmaya riayet etmemişler ve Müslümanlara saldırmışlardır. (Tevbe Suresi’nin başında bu konu anlatılır.) Savaşın da bir hukuku vardır ve taraflar karşılıklı olarak bu hukuka riayet etmelidirler. Tevbe 29’da kitap ehlinden olan müşriklerden istenen, Allah ve resulün haram kıldığı ve savaşılmasını istemediği ayda savaşmayı durdurmaları ve dolayısıyla anlaşmaya riayet etmeleridir.
.
De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı haram kılmıştır.” Bakara Suresi, 219
.
Tevbe Suresi 29. ayette, yapılan anlaşmaya uymayan müşrikler, belirlenen aylarda savaşması dinen yasak olan Müslümanlara haksız bir saldırıda bulunmuş ve onları savunmasız olarak yakalayıp savaş hukukuna aykırı davranmışlardır. Müslümanlar kendilerine saldırılmadığı halde resulü yurdundan çıkmaya zorlamış ve saldırıyı ilk başlatan taraf olmuşlardır.
.
Yeminlerini bozan, resulü yurdundan çıkarmaya gayret eden bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Üstelik size saldırıyı ilkin onlar başlattı. Tevbe Suresi, 13
.
Sanırım konu anlaşılmıştır. Bu ayetlerin muhatabı Allah’a ve ahirete iman etmeyen, hak dini din olarak kabul etmeyen ve anlaşmayı bozan ehli kitap inkârcılardır. “Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka” (Tevbe Suresi 4) ayetinden de anlaşıldığı gibi, Tevbe 29’da bahsedilen konulardan, anlaşmaya sadık kalan müşrikler sorumlu değildir. Mesela anlaşmaya sadakat gösteren müşrikler de hak dini din olarak kabul etmezler. Ancak bu onlarla savaş sebebi değildir. Ayette, “Hak dini din olarak kabul edinceye kadar savaşın” demez zaten. Sadece durum tespiti yapılır ve o kişilerin inkârcı oldukları vurgulanır. Zulmedenler hariç ehli kitapla en güzel olan tarzın dışında mücadele etmek yasaktır.
.
İçlerinde, zulmedenleri hariç olmak üzere, kitap ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: “Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuz.” Ankebut Suresi, 46
.
Kitap ehlini güzel sözle tevhide davet etmek dışında bir mücadele emredilmemiştir. Yüz çevirirlerse de, “Biz Allah’a teslim olduk” denir ve geçilir. “Allah’ın dininden nasıl yüz çevirirsin” diyerek savaş emredilmez. “Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kuran ile öğüt ver” (Kaf Suresi, 45) ayeti gereği insanlara Kuran ile öğüt verilir ama bu öğütlerin uygulaması için zorbalıkla baskı kurmak yasaktır.
.
De ki: “Ey Kitap Ehli! Gelin aramızda ortak bir kelimede anlaşalım: Allah’tan başka hiç bir şey kulluk etmeyelim, O’na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rabler edinmeyelim.” Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: Şahid olun, biz Allah’a teslim olanlarız. Al-i İmran Suresi, 64
.
Cizye konusuna gelince; bu konuyu ayrı bir başlık altında anlatacağım ancak kısaca değinmek gerekirse cizye, savaşı bitiminde, savaşı ilk başlatan tarafın sebep olduğu maddi ve manevi zararlara karşılık zarara uğrattığı tarafa ödediği savaş tazminatıdır. Anlaşmaya sadık kalan müşrikler cizye vermek zorunda değillerdir. Çünkü savaşa, maddi ve manevi zarara sebebiyet veren taraf olmamışlardır. Örneğin İngiltere Almanya ve Türkiye’nin içinde olduğu bir savaşta ateşkes yapıldığını ve savaşın sona erdiğini düşünelim Ancak İngiltere bu anlaşmayı bozup tekrar Türkiye’ye saldırmış ve savaşı kaybetmiş olsun. Bu durumda tazminat ödemesi gereken taraf İngiltere’dir. Almanya anlaşmaya sadakat gösterdiği için cizye ödemesi gerekmez. Tevbe 29’da anlaşmayı bozan, savaşı ilk başlatan ve resulü ve beraberindekileri yurdundan sürmeye çalışan müşriklerin; hem bu saldırılarına karşılık, hem de sebep oldukları maddi ve manevi zararları tazmin etmeleri için onlarla savaşılmasından bahseder. Bu da gayet makuldür. Zira günümüz savaş hukukunda da bu tür uygulamalar mevcuttur. En ufak bir hakaret veya iftirada dahi maddi manevi tazminat hakkı arayan kişilerin, insanların öldüğü, sakat ve evsiz kaldığı savaş bitiminde, kazanan tarafın tazminat hakkını teslim etmeleri adaletin bir gereğidir.
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Bodrum Belediyesi tarımsal faaliyet alanında attığı adımlarla tarımı geleceğe taşıyor
Bodrum Belediyesi tarımsal faaliyet alanında attığı adımlarla...
Sektör bilançolarında borç tehlikesi yüksek
Sektör bilançolarında borç tehlikesi yüksek